Düşün ve Kalk

Sorumlu, şahsiyetli ve bilinçli bir insanlık için…

Kuş Bakışı Bir Manzaradan Zihne Düşenler

İşten eve yürüyerek döndüğüm o akşam üstlerinde, adımlarımı yavaşlatan bir manzara eşlik eder yoluma. İlçemizi yukarıdan, kuş bakışı bir açıyla seyrederim.  Hele ki bir süre önce kentleşme, şehircilik ve medeniyet üzerine yaptığım okumalar da bu manzaraya eklenince, zihnim bir türlü rahat durmuyor. Gözlerimin gördüğü “olan” ile kalbimin ve aklımın arzu ettiği “olması gereken” arasında derin bir mütalaaya girişiyorum. Haliyle bu kıyas, içimde tarifi zor bir hüzün bırakıyor.

Geçtiğimiz günlerde bu düşüncelerimi bir yapay zeka modeline aktardım ve bana yazımın kapak fotoğrafındaki  gibi bir kent vizyonu çalışması çıkardı. Elbette tam anlamıyla istediğim, ruhunu hissettiğim gibi olmadı; ancak bir fikir vermesi açısından kıymetliydi. Çünkü biliyorum ki bir kentin asıl ruhunu yapay zekalar değil, o kentin sokaklarını her gün adımlayan, havasını soluyan ve derdiyle dertlenen insan inşa edebilir. Bu hüzün, kuru bir şikayet değil; daha iyiye, daha güzele olan özlemin bir tezahürüdür.
Şehirler sadece taştan, betondan ve asfalt yollardan ibaret kuru yapılar değildir; içinde yaşayan insanların hayatını şekillendiren canlı birer organizmadır. Kentler ilimle, estetikle ve nizamla inşa edilmediği zaman, bunun bedelini ne yazık ki yine o şehirde yaşayan canlar ödüyor. Bugün bir sokağın genişliği, bir kavşağın tasarımı ya da bir kaldırımın yüksekliği sadece bir mimarlık sorunu değildir; doğrudan bir yaşam hakkı meselesidir.
Nizamın olmadığı bir şehirde; sirenlerini çalarak zamanla yarışan ama tıkalı sokaklarda hastaneye ulaşmakta zorluk çeken bir ambulansı, sabahın erken saatlerinde güvenli bir kaldırım bulamadığı için tedirginlikle okula giden bir öğrenciyi görürsünüz. Engeli dolayısıyla evinden çıkamayan ya da sokağa çıktığında adeta bir engelli parkuruyla karşılaşan vatandaşımızın hakkı saklıdır o kaldırımlarda. Hatalı trafik düzenlemelerinden kaynaklı, ocaklar söndüren can ve mal kayıplı kazalar ise bu düzensizliğin en acı faturasıdır. Kısacası, şehircilik sadece teknik bir iş değil; ihmal edildiğinde vebali çok ağır olan, kelimenin tam anlamıyla “veballi” bir iştir.
Kadim medeniyetimize baktığımızda, şehirlerin bir ahlak ve nizam üzerine kurulduğunu görürüz. Şehir, insanı imar ederken insan da şehri ihya eder. Bugün geldiğimiz noktada, kaybettiğimiz o estetiği, ilmi  yeniden kazandırmak en büyük sorumluluğumuzdur. Bu sorumluluk sadece bugünü kurtarma hırsıyla değil, gelecek nesillere nasıl bir dünya bırakacağımızın kaygısıyla taşınmalıdır.
Bu vesileyle, içimdeki bu hüzünlü muhasebeyi bir dua ve temenni ile bitirmek istiyorum: Rabbim ilçemizi, ilimizi ve dünyamızı inşa etmeye, yönetmeye talip olan tüm kardeşlerimize, abilerimize ve ablalarımıza akıl, fikir, feraset ve kolaylıklar versin. Onlara, attıkları her adımda bir insanın hayatına dokunduklarının bilincini ve bu ağır vebalin farkındalığını nasip etsin. Bizlere de yaşadığımız topraklara karşı her daim uyanık bir sorumluluk bilinci ihsan eylesin.