Bazı insanlar yürür, bazıları koşar, bazıları sürekli oturur. Bazıları ise yürümekle yetinmez; yürüyüşün mümkün olduğunu da göstermek, anlatmak ister. İnsanlık tarihi biraz da bu insanların ayak izleriyle şekillenmiştir. Medeniyetler çoğu zaman kalabalıkların değil, harekete cesaret edenlerin omuzlarında yükselmiştir. Ne var ki hareketi başlatanların kaderinde çoğu zaman görünmeyen bir yorgunluk saklıdır. Bu yorgunluk menzilin uzunluğundan değil, karşılarına çıkan durağanlığın o sessiz ağırlığından kaynaklıdır.
Kur’an, insanın bu durağanlığını bence derin bir sitemle hatırlatır: “Yoksulu doyurmaya da birbirinizi teşvik etmiyorsunuz.”. Bu ifade yetimi doyurmaktan, ona yardımcı olmaktan azade yalnızca merhametin eksikliğini değil, merhametin yayılmamasını eleştirir. Yetime dayanak olmak önemlidir; ancak yetime dayanak olmayı teşvik etmek çok daha önemli bir kavramdır aslında. Teşvik etmeyen zümre Kur’an’da belirlenmiştir esasen. Maun 2-3, Fecr 18, Hakka 34 de söz konusu olan ayetlerdir. Ve yetimi itip kakmaları, azarlamaları, Allah’a derinden bir sorumluluk duygusu gütmemeleri, inkarlarından ötürü kimseye hesap verme zorunluluğunda hissetmemeleri, saygı duymamaları, yardım etmedikleri gibi yardımı da engellemeleri ortak basit düzey karakterleridir. İyilik yapmamak bir eksikliktir; fakat iyiliğin yayılmasına öncülük etmemek daha derin bir boşluğa işaret eder. Çünkü iyilik, tek bir kalpte kaldığında kırılgan bir çiçek gibidir; çoğaldığında koca bir ormana dönüşür.
Hareket eden insan yalnızca mesafe kat etmez, anlam üretir, değer üretir. Bisiklet sürmek gibi. Durduğunda dengeni yitirirsin. Dengeni kaybetmemek için sürekli az da olsa hareket etmelisin. Rüzgârın yüzle buluşması, kasların yorulması, kalbin hızlanması, insanın varlığını yeniden hissetmesine vesile olur. Fakat hareketin en zor tarafı, hareket etmeyenlerin ve hareket etmeye itiraz edenlerin ortasında yürümeye devam edebilmektir. Durağanlık çoğu zaman gürültülü bir engel değildir. Sessizdir. Konforun içinde saklanır. Ertelemenin sıcaklığına bürünür. “Sonra” kelimesinin gölgesinde büyür. “Modern” insan çoğu zaman yorgunluktan değil, durmaktan tükenir.
Kur’an’ın dikkat çektiği nokta sadece bireysel sorumluluk değildir. İyiliğin paylaşıldığında kalıcı olacağını hatırlatır. Maun suresinde yetimi iten ve yoksulu doyurmaya teşvik etmeyen insanın anlatılması, duyarsızlığın yalnız bireysel bir zafiyet olmadığını, toplumsal bir suskunluk hâline dönüşebileceğini gösterir. Asr suresinde kurtuluşun iman, salih amel, hakkı tavsiye ve sabrı tavsiye ile birlikte anılması, insanın iyiliğe tek başına ulaşamayacağını; iyiliğin ancak paylaşılarak güçleneceğini anlatır.
İnsan ruhunun en büyük ihtiyacı hareketten önce anlamdır. İbn Sina, ruhun anlamla beslendiğini söyler. Anlam kaybolduğunda insan ayakta görünse bile içten çöker. Çaba çoğu zaman karşılık bulmadığında değil, yankı oluşturacak bir zemin bulamadığında da yorucu hâle gelir. Sürekli başkalarını harekete geçirmeye çalışan insanın zamanla kendi enerjisinin eksildiğini hissetmesi de işte tam bundandır. Hareket karşılık bulmadığında yalnızlaşır; yalnızlaşan hareket ise yavaş yavaş yorulur.
İnşirah suresinde yer alan “Bir işi bitirince diğerine koyul” ifadesi, bu yalnızlığa karşı ince bir yol gösterir. Bu çağrı yalnız çalışmayı değil, ruhun akışını anlatır. Siz hiç emekli peygamber gördünüz mü? Ya da çok bunaldım Allah’ım bi tatili hakettim deyip Tur’dan doğru Bodrum’a giden bir Musa?… Akan suyun temiz kalması gibi, insanın ruhu da hareket içinde diriliğini korur. Durağanlık yalnızca zamanın geçmesi değildir; anlamın yavaş yavaş solmasıdır. Kur’an’ın motivasyonu geçici ya da anlık bir heyecan değil, süreklilik kazanan bir yürüyüştür.
İnsan çoğu zaman değeri sayılarla ölçer. Kalabalıklar, büyüklükler ve çoğalan imkânlar, değerin artışını temsil ediyor gibi görünür. Kevser suresi bu algıyı sessizce değiştirir. Bereketin nicelikle ölçülemeyeceğini hatırlatır. İslam düşüncesinin önemli isimlerinden Cezeri’nin hayatı bu hakikatin canlı bir örneği gibidir. Sınırlı imkânlarla ortaya koyduğu eserler, üretimin araçların büyüklüğüyle değil, kararlılığın ve istikrarın derinliğiyle şekillendiğini gösterir. Büyük laboratuvarlardan çok, sabrın ve merakın medeniyet kurduğunu hatırlatır.
Bugünün durağanlığı çoğu zaman tembellik şeklinde görünmez. Plan yapıp başlamamak, ertelemeyi alışkanlık hâline getirmek, üretmeden tüketmek, kalabalıkların içinde yalnızlaşmak… Atalet, modern dünyanın en sessiz alışkanlıklarından biri hâline gelmiştir. Kur’an’ın eleştirdiği duyarsızlık belki de en çok bu görünmez alanlarda kök salmaktadır.
Teşvik etmek, çoğu zaman iyilik yapmaktan daha zordur. İyilik kişisel bir mücadele olabilir; fakat iyiliğin yayılması sabır gerektiren uzun bir yolculuktur. Kur’an bu yolculukta sonucu garanti etmez, görevi hatırlatır. “Kim Allah’a karşı sorumluluk bilinci taşırsa, Allah ona bir çıkış yolu gösterir” ayeti, çabanın değerini sonucun büyüklüğüyle ölçmez. İnsanın görevi tohumu toprağa bırakmaktır. Filizin ne zaman ve nerede yükseleceği çoğu zaman insanın sınırlarının ötesindedir. Pürçek vermezse, o toprakla tohumun arasındaki münasebettendir.
Tarih, büyük dönüşümlerin çoğu zaman yalnız başlayan adımlarla ortaya çıktığını gösterir. Düşünceler önce bir kalpte doğar, sonra bir çevreye yayılır, ardından toplumları şekillendirir. Kur’an’ın teşvik vurgusu bu yüzden yalnızca bireysel bir erdem çağrısı değildir; bir medeniyet tasavvurudur. Yetimi doyurmak merhametin bir tezahürüdür. Yetimi doyuran bir toplum kurmak ise merhametin kültüre, haddizatında kültür medeniyetine dönüşmesidir.
Hareket eden insan çoğu zaman durağanlığın ortasında yürümeye devam eder. Bu, yolun zorluğundan çok, yolun öncüsü olmanın tabii sonucudur. Tarih, yürüyenlerin değil, yürüyüşü başlatanların izleriyle şekillenmiştir. Kur’an insanı yalnızca iyi olmaya değil, iyiliği çoğaltmaya, iyiliğe davet etmeye çağırır. Çünkü iyilik paylaşıldığında kök salar; kök saldığında ise medeniyete dönüşür. Teşvik edenlerin yorgunluğu belki de insanlığın en sessiz ama en bereketli yorgunluklarından biridir.
**Not: “Siz hiç emekli peygamber gördünüz mü? Ya da çok bunaldım Allah’ım bi tatili hakettim deyip Tur’dan doğru Bodrum’a giden bir Musa?…” İfadesi Prof. Dr. Orhan Arslan’ın Gazi üniversitesi 2017-2018 Akademik yılı açılışında yaptığı konuşmadan etkilenerek aldığım bir örnektir.

Maun suresindeki bu teşvik…Çok iyi bir tespit bence o yüzden odağı dağıtmak istemem sadece dikkat çekmek istediğim nokta Peygamberin çabasını , kaygılarını gözden geçirmesini istiyor Kuran. Yürüyüşünde onu yoran onu kilitleyen unsurlara da ara ara dikkat çekiyor sanki:
1. Surat astı ve döndü;
2. Kör geldi diye.
3. Ne bilirsin belki o arınacak?
4. Yahut öğüt dinleyecek de öğüt, kendisine yarayacak.
5. Kendisini zengin görüp tenezzül etmeyene gelince;
6. Sen ona yöneliyorsun.
7. Onun arınmamasından sana ne?
8. Fakat koşarak sana gelen,
9. Saygılı olarak gelmişken,
10. Sen onunla ilgilenmiyorsun.
11. Hayır (olmaz böyle şey); o (ayetler), bir hatırlatmadır.
12. Dileyen onu düşünüp öğüt alır.
13. (O öğüt) Sahifeler içindedir: Değer verilen,
14. Saygı ile yükseltilen, tertemiz (sayfalar)
15. Yazıcıların ellerinde:
16. Değerli, iyi (yazıcıların). (Abese Suresi 1-16, Süleyman Ateş M.)
Etki alanına dikkat çeker sanki Peygamberin.”Kibirli olan inanırsa bu durum İslam’ın yayılışına daha büyük katkı yapar!” düşüncesini yeniden sorgulatıyor.Olaya farklı açıdan bakması gerektiğine dikkat çekiyor Kitap.
…
Herhalde sen, onlar bu söze inanmıyorlar diye, peşlerinde üzüntüden kendini helak edeceksin!(Kehf S. :6)
…
Allah’ın ni’met verdiği; senin de kendisine ni’met ver(ip hürriyete kavuştur)duğun kimseye: “Eşini yanında tut, Allah’tan kork” diyordun, fakat Allah’ın açığa vuracağı şeyi içinde gizliyordun, insanlardan çekiniyordun; oysa asıl çekinmene layık olan, Allah idi. Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikahladık ki (bundan böyle) evlatlıkları, kadınlarıyle ilişkilerini kestikleri zaman o kadınlarla evlenmek hususunda mü’minlere bir güçlük olmasın. Allah’ın buyruğu (her zaman) yerine getirilmiştir. (Ahzap S.: 37)
…
Yolda takati kalmadıysa, ve hatta kendini helak olmuş hissediyorsa insan….Süreci gözden geçirmek için kendine fırsat vermeli zira yanılabildiğini Kitap söylüyor.
Nerede yanlış yapıyorum?
Neyi değiştirmem gerekiyor?
Gerçekten bununla mı mükellefim?
…
İyi çalışmalar