Maddenin en küçük yapı taşı atomdur. Ders kitaplarında yer alan bu ibare, bilimsel bir doğruluktur. Milattan önce adı konulan bu teori ancak  1800’lü yıllarda laboratuvar ortamında doğrulanmıştır. Bu farkına varış, bilimsel keşiflerde var olan bir gerçekliği de beraberinde getirmiştir. Bu da bilimselliğin hiç bir zaman sonunun olmadığıdır. Çünkü her keşif bir önceki keşfin üzerinde şekillenir. Maddenin en küçük yapı taşı atomdur teorisi bilimsel bir doğruluktur. Ama bilimsel bir gerçeklik değildir.

Bir olay hem düşüncede hem de düşünce dışında var ise bu gerçekliktir.

Doğruluk ise düşüncede var olan şeyin akla uygun olması anlamına gelir.

Günümüzde maddenin en küçük yapı taşının atom olmadığı, atomun da aslında nötron, proton ve elektrondan oluştuğu anlaşılmıştır. Ama bu da bilimsel bir doğruluktan öteye gidememiş  saydığımız atom parçacıklarının da aslında  keşfedilmeye muhtaç olduğu anlaşılmıştır.

Anlaşılan o ki bilimin ilerleyebileceği en uzak nokta aslında bir ufuk çizgisinden ibaret. Keşfedilen her doğru aslında gerçeğe ulaşma yönünde atılan bir adımdan ibaret. Çünkü gerçekliğin, doğrudan daha güçlü bir yönü vardır.

Bilimin bu ilerleyişi doğruları üst üste koyarak devam edecek ve bir gün gerçekliğe ulaşma hevesinin son noktasına kadar gidecektir.

1950 ve 1960’lı yıllarda  anlaşılması oldukça zor şeyleri bugün bilip anlıyoruz. Günümüz teknolojisi yapay zeka üretebilen, insansız araçları trafiğe çıkaran, uzak gezegenlerden anlık resim gönderme yapabilen cihazlar/makineler üretmekte.

Haliyle bilim ve teknolojinin baş döndürücü bir hızla ürettiği teknolojileri, bu çağa tanıklık eden bireylerin, yaşadıkları her zaman dilimini bu bilimsellik çerçevesinde değerlendirmesini kaçınılmaz kılmaktadır.

“Eğer bir şey varsa bu bilimsel olarak ispatlanmalıdır” teorisi altın çağını yaşıyor desek yeridir. Tüm bu yaşadıklarımızın karşılığı olarak kendinden haberdar olan her birey sorgulamaya ve bilimsel dayanağa doğru giden bir yol izlemeye başladı.

Bilim aldı başını gidiyor, din yerinde sayıyor söylemi de işte tam bu yüzyılda kendine bir beden bulmuş durumda.

Bu söylem öyle kemikleşmiş ki geleneksel dini öğretilerin geçerliliğini yitirdiği hissine kapılan toplumsal baskı, din üzerinde reform söylemini bile dile getirmekten çekinmemiş.

Peki dinde reform gerekli midir?

Eğer bir şeyi aynı türden bir şeyle kıyaslarsak evet birinin diğerine göre eksik yanlarını ya da fazla yanlarını görebiliriz.

Peki neyi ne ile kıyaslıyoruz?

Dinin daha önce kavimlere defalarca indirilmesinin sebebi önceki öğretilerinde yer alan eksikliklerin giderilmesi değil aksine daha keskin bir dille ifade edilmesinden ibarettir. İlk peygambere indirilen din ile son peygambere indirilen din arasında temelde farklılık yoktur.

Dinin alanı bilimin alanını da kapsayan geniş bir yelpazeye sahiptir. Sosyal, kültürel, ekonomik vs. gibi bildiğimiz tüm yaşamsal alanlara ahlaki değerlerle ya da ilahi sınırlar gözetilerek yapılması hususunda öğretiler sunmaktan ibarettir. Kaldı ki bunu da tercihlerimize bırakarak bir sınav havası oluşturmaktadır.

Din bilimin gerisinde kalıyor demek, din mimarinin gerisinde kalıyor ya da din matematikten daha az ilerliyor demek kadar anlamsızdır.

Bilim, mimari gibi ya da sanat gibi toplumların ihtiyaçları doğrultusunda şekillenen bir yapıdan ibarettir.

Bilimin anlamsızca dinin karşısında yer almasının belki de en büyük sebebi, Batı eliyle ilerleyişini içselleştiremeyen ve belki de basit tabirle kıskançlığın verdiği hisle “o keşfini yaptığınız şeylerin Kuran”da zaten var olduğu” söyleminin  sonucudur.

Dinin temel amacı bilime yön vermek, bilimi etkilemek değildir. Dinin temel amacı insanı ve toplumu barış ve huzur içerisinde yaşamasını sağlamaktır.

Dinin temel amacı, insanın Allah’tan başkasına kul olmamasını te’mindir. Allah’tan başkasına kul olmaması, hür yaratılmış insanın, yaratılışına uygun yaşaması demektir. Ahlak da yaratılışa uygun yaşamaktır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“Sen yüzünü dosdoğru bu dine, Allah’ın fıtratına çevir. O, insanları ona göre yaratmıştır. Allah’ın yarattığının yerini tutacak bir şey yoktur. İşte sağlam din bu dindir. Ama insanların çoğu bunu bilmezler.” (Rûm, 30/30)

Kur’anda her şeyin bilgisi vardır söylemini, Kur’an tüm yaşamı kapsayan bir kitaptır şeklinde düzeltirsek belki de bu yanılgıdan da kurtulabiliriz.

Mustafa Türen

Allah'ın kulu

Yorum yap