Serinin ilk yazısına buradan ulaşabilirsiniz:

Benliğim ve Ben


 

Suyun akış yönünü ne belirler? Yer şekilleri, bitki örtüsü, iklim,  toprak yapısı vs…

Peki, bir insan tam olarak ne zaman su değildir?

Kim olduğundan bihaber olduğumuz babamız türlü serüvenlerden geçerek bir gün müstakbel annemize gönül bağlar. Bu noktada ne biz onlardan haberdarız ne onlar bizden. Babamızın nasıl bir karakter ve genetik organizma olduğu, nasıl bir üstsoydan geldiği, hangi iklim ve coğrafyada yaşadığı da bizim için gene bilinemez, müdahale edilemez ve seçme vesilemiz olmaktan oldukça uzaktır. Annemizin de aynı şekilde.

Ya aralarındaki ilişki biçimi? Bizi ileride belki en çok etkileyecek olan şeye de vukufiyetin fersah fersah uzağındayız. Nerede evlendiler, nasıl bir muhit seçtiler, kaç çocuk yapmayı planladılar ve yaptılar; bunlar ileride bizi etkileyecek – besleyecek ya da ket vuracak- şeyler ama gene bizim etki alanımızın dışında şeyler.

Peki babamızın sperm kalitesi, yaşam biçimi, sağlık yapısı, boyu, yetkinlik ve sınırlılıkları, kötü ve iyi alışkanlıkları? Bunda da sıfır pay sahibiyiz; seçebilirlik anlamında. Aynı şey elbette annemiz için de geçerli.

Nihayetinde bir gün bizim sıramız geldiği için babanızın en hali vakti yerinde sperm hücresi annemizin en tarz yumurtası ile buluşuveriyor. Buraya kadar biz tamamen random seyreden bir süreç içerisinde baba ve annemizin bir oynaşma eğlentisinin neticesiyiz. Belki bir aya kadar onlar da bizden bihaber olacaklar.

Buraya kadar bizim herhangi bir etkimizden bahsedebilir miyiz? Hayır. Peki ne zaman etkilenmeye başladık, diye sorsam? Elcevap: Genomunu taşıdığımız anne ve babamızın yedi ceddinin hikayesinin başladığı zaman. Yani üstümüzde ağır bir encamın bakiyesiyle adına hayat diyeceğiniz bir yolculuğa başlamak üzereyiz ve biz şimdiye kadar hiçbirinde söz sahibi olmadık.

Özetlersek şu an anne yumurtasıyla henüz birleşmiş ve embriyo olmuş bir çekirdeğiz. Ve hem anne hem de baba tarafında 7 sülalenin kayıtlarını taşıyan biyolojik bir mikroçip halindeyiz. Etkilenme sürecimiz katlanarak artmaya devam ederken henüz bizim seçimlerimizden bahsetmek için oldukça erken.

Gebelik sürecinde annemizin psikolojik durumu, beslenmesi, uykusu, çevresiyle etkileşimi, bizimle kurduğu sözümona “bağ” da biz olma yolculuğumuzu epeyce etkileyecek. Freud’a göre kalbimizin atmaya başlamasıyla (döllenmeden ortalama 40 gün sonra) bilinçaltı kayıtlarımız da tutulmaya başlıyor. Annemiz dayanıklılığını, eşine olan sevgisini, kızgınlığını, çevresiyle etkileşiminden meydana gelen psikolojik duygu-durumu ister istemez bize de yansıtacak.

Doğumumuzdan bir yaşımıza kadar neleri seçmemiş olduklarımızı saysak sayfalar yetmez. Ancak tüm bu seçmediklerimizin toplamından elde ettiğimiz etkilenim, bizi hayatımız boyunca etkisi altına alacak bir güçlü örgütlenmeyi sağlayacaktır. Kendimize, hayatımıza, kararlarımıza, hayatımıza dahil olanlara, kaderimize olan güvenimize sirayet edecek –belirleyici olacak- bir örgütlenişten söz ediyorum. Annemizin bize bağlı olmayan bizimle kurduğu ilişkinin niteliği, bizim hayatta nasıl duracağımızı çok büyük oranda belirleyecektir.  Kolay kolay yıkılıp dağılmayacağımızı, pes edip etmeyeceğimizi mesela…

Beş yaşımıza kadar normalde dakikada yüz milyonlarca üretilen sinir hücrenizle beynimiz aşırı büyür ve gelişirken, biz; seçmediğimiz anne baba ve kardeşler, komşular, iklim, coğrafya, kültürel etkileşimlerle şekilleniyor, uyum sağlamak zorunda kaldığımız dışsal koşullara göre koşullanmalar, şemalar, sosyal öğrenmeler, deterministik çıkarımlar gerçekleştirerek; kendimizi kendimiz olarak bulduğumuz 46 kromozoma yüklemeler yapıyoruz.

Buraya kadar anlaşılan o ki sabah kahvaltısında yumurta mı pankek mi gibi minik tercihler dışında gene seçimleri bize ait olmayan bir yaşantı bütününün içindeyiz. Suyuz yani.

Peki devamında? Akranlarımızı, okulumuzu, öğretmenlerimizi, mahallemizi, aile bütçemizi, sosyal koşullanlamaları, cemiyet kurallarını seçmeden geçirdiğimiz bazen maruz kaldığımız tüm o serencama ne demeli? Zorba akranlara karşı tutumumuzu biz mi belirliyoruz yoksa şimdiye kadar seçmediklerimizden mürekkep “kişiliğimiz” mi? Yoksa genlerimizde olan ya da olmayan karşı koyma eğilimleri mi? Pasif, agresif, asertif vs…

Matematiği sevmemizi neye borçluyuzdur misal? İyi – kötü öğretmen, matematik dâhisi genotip? Ya hayatımızı gene önemli ölçüde etkileyecek olan karşı cinse karşı tutumumuz? Anne babamızın ilişkisi, genomlarımız, sosyal koşullanmalarımız ve, ve dahi, vesaire; hangisi, hangileri?

Ne zaman su değiliz? Akış yönümüzü ne zaman biz belirliyoruz?

Dışsal zorlanmalara karşı içsel tutumlarımızın ne kadarı salt bizim biz olmamızla ilgili? Zaten bizim biz olmamızla ilgili olup bizden kaynaklanmayan onca şeyi yaşam boyu omuzlamışken böbürlenerek yahut acındırarak ne kadar biz olmanın mahiyetinden özsel olarak bahsedebiliriz? Biz olmayı borçlu olduğumuz seçimimize tabi olmayan kısımlar bu kadar fazla iken biz kendimizin mimarı mıyız, mağduru mu?

Ya içsel zorlanmalara ne demeli? Gene tercih sıralamamızda olmayan eğilimler, zaaflar, travmalar, örselenmişlikler, yanlış ve sağlıksız koşullanmalar gibi bizi istemediğimiz “biz” yapan, zorlayan, dışımızda akan yaşama karşı savunmasız, kırılgan ve sorunlu kılan bir olgular bütününe ne diyeceğiz? Ne kadarında sorumluluk ve ihtiyar sahibiyiz? Sonuçların ne kadarından muaf tutulabiliriz?

Sonuç olarak ister beş, ister kırk beş yaşında olalım “ben” derken aslında neyden bahsettiğimizi tam olarak biliyor muyuz? Hikayemizden mi, dna dizilimimizden mi, üstsoyumuzdan, kültürel aidiyetlerimizden mi bahsediyoruz; bunun üstüne düşünmeliyiz kanımca.

Ve akış yönü tamamen dışsal nedenlere bağlı su olduğumuz kısımları hayatımızdan çıkarırsak geriye ne kalır, onu da düşünmeliyiz.

Ve asıl soru: Ne zaman ve nasıl su olmaktan çıkar ve akış yönümüzü değiştirebiliriz?

Bu da diğer yazımıza kalsın.

Sağlıcakla efendim.

Yorum yap