“Mü’minler kesinlikle kurtuluşa ermiştir.” diye başladı sûre. Okumaktan ve ders çıkarmaktan en çok keyif aldığım sûrelerdendir: Mü’minûn (Mü’minler). Kim bu mü’minler? Ömrümü her okuyuşumda bu çeteleye oturturum. Ajanda doldurur gibi; üstünü çizdiklerim olur, tereddüt ettiklerim olur. Anlarım ki bu listede full çekmek o kadar da kolay olmayacak. Kul olmak böyle bir şey belki de… En iyisi olmak için çaba sarf etmek. Çaba üstüne çaba eklemek. Nâkısım ama yine O’na dönmeye muhtacım. Bütün bunlar içimde sessiz ama derin bir uğultu hâlindeyken bir şey fark ettim sevgili günlük. Bu sûreyi daha önce defaatle okumama rağmen dikkatimi çekmeyen bir şeydi bu.

Mü’minlerin vasıfları anlatıldıktan sonra, sûrenin insanın yaratılışına yönelmesi boşuna değilmiş meğer. Çamurdan bir öz… Çamur… Toprakla suyun karışımı. Ardından atılmış bir suyun parçası olarak insan. Korunuyor, kemik giydiriliyor, et giydiriliyor. Minik bir insan olarak var kılınıyor; yaratanların en güzeli olan Allah tarafından.

Sudan yaratılan insana, bu kez suyun ölçüsü bildiriliyor. Onu arzda tutan kuvvet de, gideren kuvvet de, insanı yaratan kuvvetle aynı. O su sayesinde insan rızıklanıyor; yiyor, içiyor. Engin denizlere yelken açıyor. Suyun kaldırma kuvveti mi bu, yoksa suyu yaratanın kuvveti mi? İnanan bir insan için elbette cevap ikincisi.

Zira devamında suyu nimet olarak değil, zillet olarak göreceğiz. Yaradan’ın kuvveti rahmetten azaba dönecek. Nuh kavmi… “Allah’a kulluk edin” diyen Nuh Nebî… Mecnunlukla ve yalancılıkla itham edilen Allah’ın Rasulü… Su ile gelen Allah’ın yardımı. “Gözetimimiz altında ve vahyimize göre gemiyi yap.” buyruğu… Emir geliyor, sular yükseliyor. Ölçü şaşıyor, su taşıyor. Zalimler küfürleriyle boğuluyorlar. Ve Nuh Peygamber, suya ölçüyü verenden en bereketli yere inmeyi diliyor.

Hayat da tekerrür ediyor, hatalar da… Bu kez başka bir kavim aynı cürümlere batıyor. Su boğmadan önce pislikleri boğuyor. İnkâr, yine olanca kuvvetiyle felaketi çağırıyor. Sel süprüntüsüyle çer çöp oluyorlar. Suyun kaldırma kuvveti bu defa ortadan kaldırmaya dönüşüyor. Evet, bu da bir yasa.

Rahmeti gazabını geçen Gafûrurrahîm, Hz. Musa ile devam ettiriyor sûreyi. Dağların koruyamadığı sudan küçük bir sandıkta hayata kavuşturan suya… Öldüren sudan yaşatan suya… Hz. Musa’nın hayatının dönüm noktalarında hep o rahmet olan su var. Pınar başında kızlara yardım ettiği sahnede de su var. Bu yardımın ardından ölçü başka türlü işliyor; hayat değişiyor. Yalnızken aile sahibi oluyor. Ve nihayet Kızıldeniz… İnanan için yol olan, Firavun için boğucu bir azap hâline gelen su. Sudan alınan sandıktaki bebeği öldürmeye giderken, suda boğulan Firavun… Allahu Ekber!

Hz. İsa ve annesi Meryem de rahmetten nasibini alıyor. Allah, ikisini de kalmaya elverişli, kaynak suyu bulunan bir yere yerleştiriyor. Yaşamın kaynağı, rahmetin kaynağı, ölçünün sembolü su…

“Tertemiz nimetlerden yiyin için ve salih amel işleyin.” Su belki de böyle rahmet oluyor. Ve Muhammed’in (sas) kavmi… İnananlar ve inkâr edenler. Doğru yolun takipçileri ve dalâletin ardına düşenler. İsimler değişiyor, mekânlar değişiyor ama eylemler değişmiyor. İki saf arasında insan… Hz. Muhammed’in kavmi de sudan nasibini alıyor. “Üzerlerine azabı açtığımızda” buyuruyor ayet. Tefsirlerde bunun Bedir gününe işaret ettiği söyleniyor, Allahu ‘âlem. Eğer öyleyse, ne ilginçtir ki o gün yağan yağmur mü’mine sekinet olurken, zalime korku ve panik oluyor.

Yaşatan da öldüren de Allah… Su ile yaşatan, su ile öldüren Allah… Topraktan var eden, toprağa döndüren ve yine oradan diriltecek olan Allah… Altından ırmaklar akan cenneti vaat eden Allah… Suyun yokluğunu azap kıldığı cehennemi haber veren Allah…

Sevgili günlük, bu sûreyi şaşkınlık ve hayret içinde bitirdim. Marifetin şeylerde olmadığını anladım. Bir şeyin rahmet oluşu da, gazap oluşu da O’nun elindeymiş. Başa dönüyorum şimdi:

Kim bu mü’minler? Nam-ı diğer, suyun rahmet oluşuna nail olanlar?

 


Not: Yazıyı okuduktan sonra şu ilahiyi dinlemenizi tavsiye ederim.

Tefsir talebesi | Arada yazar, canı sıkılınca çay içer.

Yorum yap