Ülkemiz özelinde ele alacak olursam, diyebilirim ki bu zamanda inancını ve ideolojisini dava edinen kesim için yaşamak bir kabus gibidir. Farkında olan için tabi ki…
Görünür olmak
Duyulur olmak
Etki gücüne sahip olmak
Tabana yayılmak
Sosyal alana etki etmek
… … …
İnanç ve ideoloji sahiplerinin ana motivasyonları olan bu liste böylece uzayıp gider…
İnanç ve ideolojileri uğruna devlet kurup devlet yıkmak için savaş çıkaran, ayaklanma çıkaran, eylem yapan, grev yapan, örgüt kuran, devrim yapan insanlar çok kısa bir zaman diliminde soğuk savaş dönemini, istihbarat oyunlu yapılanmaları, TV-Medya çağını, Akıllı/Android Medya Çağını, Sanal/Sosyal Medya Çağını ve Yapay Zeka Medya çağını yaşadı; yaşıyor. Hiç birini tam olarak sindiremedi ve kontrolü kendisinde olacak şekilde kendisine mal edemedi.
Mağdur olmayı ve bundan istifade etmeyi çok fazla deneyimlemiş olsa da bu bahsedeceğim ülkem nesli “maruz kalmanın” kendisi üzerindeki etkisini analiz etme becerisinden mahrum gibi duruyor. Belki de lakayt…
En başta iki analizden mahrum olmanın eksikliğini görüyorum:
- Bu çağda inanç ve ideolojilerin etki gücünü analiz etme
- Sanal/Sosyal Medyanın etkisi altında iken sosyal medya aracılığı ile inanç ve ideolojilerini bir dava olarak yaşamayı analiz etme
İçinde bulunduğumuz bu çağdan önceki çağlarda değişimler sınırları belli alanlar içinde olmaktaydı.
Padişahlar değişirdi, yönetimi elinde bulunduran aileler değişirdi, devlet- imparatorluk- kabile yönetimi- ülke sınırları belki komple değişirdi. Fakat bu değişim yönetici sınıf ile ilgili olurdu. Halk tabakası bundan olumlu ya da olumsuz etkilenen kesim olurdu.
Ya da doğal süreç içinde kültür, inanç, ideoloji değişirdi. Devlet, yönetim de buna göre tavır takınırdı.
Küresel internetin ve etkileşimin etkisi ile ilk defa değişim değil çok geniş çaplı dönüşüm ortaya çıktı.
Yeni bir DNA, yeni bir kimya ve yeni bir fizik; yani yeni form…
Varlığını ve sürdürülebilirliğini “tarihine ve geçmişine bağlı kalmak” üzerine inşa eden inanç ve ideolojiler bu yeni form’a etki etme yeteneğine bütünsel olarak sahip değildir artık. Bu yeni formun iletişim dili, motivasyonları, temel dinamikleri çok farklı.
Bireyler inanç ve ideolojiyi benimseseler bile devleti ve küresel dünyayı etkileyemiyorlar. Devlet inanç ve ideolojiyi benimsese bile küresel kültür ile senkronize olmuş bireyi dönüştüremiyor ve bu nedenle de devlet olarak bireye rağmen bir kültür üretemiyor. Ayaklanmaya dayalı devrimler ve demir yumruklu tepeden inme dönüştürme kararları artık işlemiyor bu zamanda.
Bu basit analizi bile yapamayan veya kabullenmeyen ülkem insanı ikinci analizden de mahrum kalmaktadır doğal olarak.
Sanal/Sosyal Medyanın etkisi altında iken Sanal/Sosyal Medya aracılığı ile inanç ve ideolojilerini bir dava olarak yaşamaya çalışmak tam bir garabet olmaktadır.
Burada bir alt katmana geçip Sanal/Sosyal Medyanın tabiatını analiz etmek gerekir.
Linkini verdiğim yazıda da (Sanal Olan Vasıtası ile Gerçeği Sanallaştırma) analiz etmeye çalıştığım gibi sosyal medya yeni bir algı ve yeni bir tepki ortaya çıkardı. Bu alandaki gerçeklik ile davalarımızın dayandığı gerçeklik arasında irtibat, paralellik, uyum bulunmamaktadır.
Sanal/Sosyal Medya görünürlük ve beğeni üzerine inşa olmuş bir alandır. Yapılan her şeyin motivasyonu görünür olmak ve görünür olmanın ölçümü ise beğeni ve izlenme sayısı olmaktadır.
On binlerin katıldığı bir eylemin motivasyonu Sanal/Sosyal Medya üzerinden milyonlara ulaşmaktır. Eyleme katılmayan milyonlar ise Sanal/Sosyal Medya üzerinden izlemeyi, beğenmeyi ve paylaşımı yeterli olarak görmektedir. Ortada sayısal olarak milyonların dahil olduğu ve gerçek yaşamda yeri/etkisi olamayan bir eylem ve algısal bir doyum vardır. Fakat etki gücü zayıf…
Görünürlüğü ve tabana yayılmayı Sanal/Sosyal Medya araçları üzerine inşa etmek zorunda kalan inanca ve ideolojiye dayalı davalar aslında farkında olmadan sadece insanların beğeni duygusuna hitap etmektedirler.
Beğenilir olma kaygısı düşünsel derinlikten mahrum kalmaya ve dışsal tepkilere karşı hassas olmaya neden olmaktadır. Olumlu ya da olumsuz anlamda duygulara hitap etmek demektir bu. İnanç ve ideolojilerin ana hedefi duygular olsa da sanal/sosyal alan ile ilişkiye geçen duyguların gücü çok zayıfladı. Bu alandaki duygu kaynaklı reaksiyonların hepsi anlıktır.
Duygular anlık
Tepkiler anlık
Tatminler anlık
Sanal/Sosyal Medyayı ortaya çıkaran zihin zaten kalıcılığı, statükoyu, değişmeyeni, devamlılığı, uzun süreli tatmin duygusunu uygun görmemiştir. O nedenle her defasında yeni bir duyguyu tahrik etme üzerine inşa etmiştir kendisini. Anlık olan tüm tatminlerin motivasyonu yeni bir tatmin arayışıdır. Bu da sonu, ucu bucağı olmayan bir pazar sahası demektir onlar için.
Anlık tatminleri kendisine ana hedef ve yöntem olarak gören bu alanda kalıcı tepkiler ve etkiler uyandırmayı ana hedef haline getiren ve aslında ancak bu şekilde var olacak olan inanç ve ideolojiye dayalı davalar sosyal medyadaki istatistiklere aldanmaktadır.
Hem artık kendisi de istatistiği hedef haline getirdiği ve hem de istatistiklerle tatmin olduğu için…
