Yıl 2014. Saat gecenin on biri. Mahallede futbol topunu çöp kutusuna sokma oyununu oynuyoruz. Telefonum çaldı. Arayan Halit. Telefonu açtım.
“Efendim Halit?”
“Görüşmemiz lazım, acil.”
“Neredesin?”
“Her zaman ki çay ocağında.”
“Yarım saate geliyorum.”
“Halit kimsesiz bir çocuk. Anne yok, Baba yok, Amca yok, Teyze yok.. Peki soruyorum bu hayatta yol gösterenin yoksa ne yaparsın? Halit önce okulu bıraktı. Sonra kötü arkadaşlar. Kısacası hayata tutunma çabası. Kaldığı evde elektrik, su, doğalgaz yok. Buzdolabı boş. On sekizine girince direk askere gitti. Neden biliyor musunuz? Yemeğe para vermemek için. Karanlıkta oturmamak için. Isınmak için.”
Halit’in yanına gittim. “Neden buradayız?” diye sordum. Hayata karşı dik duruş pozu veren ses tonuyla; “Annem, babam öldü demiştim. Bu hikayenin aslını ilk defa sana anlatıyorum.”
“Ben ikinci sınıfa giderken okul müdürü yanına çağırdı. Odasına gittim. İçeride Babaannem, bir adam ve bir kadın vardı. Adamın yüzü yabancı, kadının kokusu tanıdık. Babaannem; ‘birazdan duyacakların ağır olabilir evlat, metanetli ol’ dedi. Kadın; ‘ben annenim’ diye söyledi. Adam; ‘ben de baban.’ Yıllar sonra çıkıp gelen iki figüran. Duyduklarım karşısında şoka girmiştim. Babaanneme sordum; ‘hani trafik kazasında ölmüşlerdi, bunlar kim?’ Yıllar sonra bir adam ve bir kadın geliyor ‘biz senin annen babanız’ diyorlar. Olacak iş mi? Keşke ölselerdi. Keşke o kamyonun altında kalsalardı. İlerleyen zamanlarda işin aslını öğrendim. Babam olacak adam yurtdışına çalışmaya gitmiş. Bir kadına aşık olmuş. Bir daha dönmemiş. Annem de farklı bir adamla evlenmiş. Bana ikisi de öldü demişler. Ortada kalmışım. Babaannem ile amcam sahip çıktılar. Onlarda en son dayanamayıp tayin istediler. Beni götürmediler.”
Sanki babaannesi “birazdan duyacakların ağır olabilir evlat” diye bana söylemişti. O kadar Halit olmuştum.
“Askere gittim, biliyorsun. Komutan baskısına dayanamayınca nöbette havaya iki el ateş açtım. Gata’dan askerliğe elverişsiz raporu verip gönderdiler. Geldiğimde evde hiç eşya yoktu. Kiraya vereceklermiş. Gidecek evim yoktu. Hayatımı düzene sokmak için çorap fabrikasında işe girdim. Akşamları patronun yazıhanesinde kalıyordum. Bir süre öyle idare ettim. Sonra ustabaşıyla tartıştım, işten attılar. Bir kaç gün sokakta yattım. Baktım olacak gibi değil annemi aradım. Durumu anlattım. Evine çağırdı. Bir süre annemde kaldım. Balkonda sigara içmemden hep rahatsız olurdu. Bugün ise rüzgar küllüğü devirmiş. Ortalık hep sigara izmariti. Annem balkonu görünce beni ekmek almaya gönderdi. Geldiğimde kapıyı açan olmadı, valizim kapıdaydı. Az önce annemi aradım. ‘Çocuktum’ dedim; hatırlıyorum, düşüp eve geldiğimde kanayan diz kapaklarıma kolonya sürerdin. Sonra öldün. Artık eve geldiğimde annem yoktu. İçim yanıyordu. Bende o ateşi dumanla söndürdüm. Sigaraya böyle başladım.”
Son sözlerinde gözlerinden bir kuş süzülüp omuzlarıma kondu. Söylediklerine verecek bir cevap bulamadım. Bir dal sigara yaktım.
Sabah saat beşe kadar oturduk. Sonra Halit’i otele yerleştirdik. “Bakacağız bir çaresine Halit merak etme” deyip ayrıldım. Akşam üstü aradı. Yıllar önce çektiği krediyi ödemediğinden yakalaması çıkmış. Otel kayıtlarına kimliği işlenince yakalayıp cezaevine götürmüşler. Telefonda içi yanarak şöyle söyledi; “evde yiyecek hiçbir şey yoktu, krediyi bu yüzden çekmiştim.” İçim acıdı. Bir şeyler yapmalıydım. Gerekli telefon irtibatları kurup, önemli bir kaç kişiyi kefil gösterip, Halit’i cezaevinden çıkardık.
Halit’in hayatının dönüm noktası tam olarak burada başladı. O zamanlar iş yerimin patronuyum. Hem de çalışanı. Bana bir eleman lazım. Halit’i yanıma aldım. Borçlarını ödedi. Kendi iş yerini açana kadar destek oldum. Bir zaman sonra buralarda yapamayacağını anladı. Kaçak göçmen olarak yurtdışına gitti. Sonra işleri yoluna koydu. Oturum aldı. Kendi işini büyüttü. Hatta şimdilerde bir mobilya fabrikasının hissedarı. Babasıyla aynı semtte oturuyor. Annesiyle de arası iyi. Tatilde ziyarete geldiğinde salonda sigara içiyormuş. Üvey kız kardeşinin tüm eğitim masraflarını üstlendiği için annesi ses çıkarmıyor. Kısacası kazancı yüksek, itibar sahibi, saygın bir iş adamı… Kaderin adil olmak gibi bir vaadi yoktur ama mutlaka yardım eder.
-Bu yazıda yer alan zaman, mekân ve diyaloglar, 2014 yılında tanık olduğum gerçek bir yaşam öyküsüne dayanmaktadır.
