– Merhaba seküler arkadaşım,

– Ben de “Merhaba muhafazakâr arkadaşım” mı demeliyim?

– İstediğini diyebilirsin; ama bugün her şeyimizi dökeceğiz birbirimize, taş kalmayacak eteğimizde.

– Öyle mi dersin, peki, öyle olsun.

– Beni neden sevmediğinle başlamak istiyorum ben. Neden sevmiyorsun beni?

– Bunun üzerine hiç düşünmediğimi söylemeliyim öncelikle. Ama ilk planda şunları söyleyebilirim: Güven vermiyorsun. Yapmacıksın. Hasbi ve harbi değilsin. İçinden geldiği gibi davranmıyorsun. Özgüvenli değilsin sonra. Açık fikirli değilsin. Yönlendirilmeye açıksın. Bazı tabuların ve korkuların var. Gizli bir ajandan var. Cumhuriyet değerleriyle olan sorunun yaşamının çoğu alanlarına yansımış durumda. Mülteci gibi davranıp asıl gibi olmak istiyorsun. Fırsatını bulduğun anda tüm düşmanlıklarını ortaya çıkarıp modern ve laik ülkemizi İran, Irak, Afganistan gibi bir yere dönüştürürsün. Cumhuriyetin tüm kazanımlarıyla derdin var.

Bu düzen sana göre değil; ama bir yandan da burada yaşamak zorunda olduğun için normalmiş gibi davranmaya çalışıyorsun. Bu düzen senin aşılandığın değerlere taban tabana zıt. Cumhuriyetin seni öz evladı gibi görmemesinin hıncını sürekli içinde gizli bir yara gibi taşıyorsun. Tahminimce bu yaran, bu devrimi ters yüz etmedikçe çıkmayacak içinden. Bunu gerçekleştirenlerden hesap sormadıkça, onlara da aynını yaşatmadıkça affedemeyeceksin, normalleşemeyeceksin. Olgunlaşamayacaksın. Olgunlaşamayan insan normalleşemez, gerçekten sevemez, gerçekten nefret edemez, açıktan dışa vuramaz bunu.

Bu düzen içerisinde ne kadar güçlenirsen güçlen kendin gibi olamazsın. Seni sevmeyen bana benzersin. Çünkü bu düzen içerisinde benim gibi olanların tam temsil ve kendini gerçekleştirme hakkı var. Senin gibilere yok. Çok paran olabilir ama hiçbir zaman itibarın o düzeyde olmaz. Üvey evlat olduğun gerçeğini değiştirecek bir meblağ yok çünkü. Mevki ve kariyer olarak çok yukarılara da gelebilirsin. Ama gene aynı sorunla karşılaşırsın. Babasının yaptıklarını görmesi için çırpınan çocuk gibi ha bire olağanüstü şeyler yapmaya çalışırsın ama nafile. Senden çok daha az çalışan ama makbul evlat, az bir emekle senin bir adım önünde olacaktır her zaman.

Veya mükemmel bir karaktere sahip de olabilirsin. Yaptığın iyilik hareketiyle dünyayı peşinden sürükleyebilirsin. Sonuç değişir mi, değişmez. Yuvasıyla sorunu olanın dünyayla problemi hiç bitmez. Bu devlet dedeni ikinci sınıf gördü. Deden, Çanakkale harbinde şehit olmuştu, durum değişti mi? Hayır. Babanı da birinci sınıf görmedi. Baban öğretmen oldu, doktor oldu, mühendis oldu oysa. Üstelik mevkidaşlarından da çok çalıştı, fazla şey üretti. Ne oldu peki? Sonuç değişmedi. Seninle mi değişecek sanıyorsun? Boşuna umutlanma dostum. Değişmez. Yuvana yabancılık yaşamaya başladın mı hiçbir aidiyet seni bir bütün etmez. İşte Cumhuriyet’le sorunun bu senin:  Baba reddi.

Babanın sana bir düşmanlığı yoktu. Sadece seni gereksiz, yetersiz, gelişmemiş ve ezik görüyordu. Ama senin bunlardan dolayı babana kinin oldu. Bunu söylemeye çekinsen de durum tam olarak bu. Herkes uluorta söyleyemez bunu. Üstelik hoş da karşılanmaz. O yüzden hep içinde saklamaya mecbur olacaksın. Hiçbir zaman haykıramayacak, içini dökemeyecek ve babana senin de birinci sınıf bir evlat olduğunu kanıtlayamayacaksın. Bundan dolayı bir yanın hep eksik ve tamamlanmamış kalacak. Yarım bir insanı kim sever ki, ben seveyim? Haksız mıyım?

– …

– Sustun, peki, ben sana sorayım sen neden kıskanıyorsun beni?

– Aslında kıskanmıyorum. Tamam, kabul kıskanıyorum seni. Şımarıksın bir kere. Ukalasın. Tipik bir babanın kayırdığı çocuk psikolojisi işte. Her şeye sen karar verirsin, sanıyorsun. İstemediğin bir şey olduğunda inatlaşıyor, hırçınlaşıyor ve kötü biri haline geliyorsun. Başkalarının hakkına saygı göstermiyorsun misal. Kendin gibi olanlar dışında tabi. Korkmadığın birine karşı çok cüretkâr, korktuğun birine karşı da yapmacık bir saygı takınıyorsun.

Büyüklenmeci bir yanın var. Hafiften bir narsist bozukluk bile denebilir. Kendini gördüğün dev aynası boyut değiştirince aşırı kırılganlaşıveriyorsun. Uçlarda yaşıyorsun biraz. Mükemmelliyetçisin. Ya hep ya hiç gibi. Nasıl ben babamın gözüne girememe sendromunu ağır bir şekilde yaşıyorsam sen de aynısını babamın gösterdiği asri medeniyetler karşısında yaşıyorsun. Onlar karşısında hep bir eziklik hep bir göze girme çabaları… Onların doğru ve yanlışları konusunda nötr olamıyorsun. Onları eleştiremiyorsun. Açıkça korkuyorsun onlardan. Çünkü deden de, baban da korktu onlardan. Onlara benzemeye çalıştı, onlar tarafından takdir görmeye çalıştı.

Duyarsızsın. Onca zulme, ayrımcılığa, haksızlığa, işkenceye dönüp de bakmıyorsun. Başkalarına karşı bu kadar kayıtsızlık seni insan olarak tanımlamaya yetmez. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyemezsin.

Tek yönlü bakıyorsun. Bir müminin tüm namazlarını Kıbleye dönüp kılması gibi senin de yönün sadece Batı ve ortakları. Onların yalan, sahte, riyakar, kötü niyetli olabileceğine ihtimal vermiyorsun. Üstelik seni de aldatabilecekleri aklına gelmiyor ya da geliyor da bundan razı ve hoşnutsun.

Fanatiksin. Destekçisi olduğun grubun yanlışlarına aşırı korumacı, karşı tarafın basit hatalarına karşı ise aşırı saldırgan davranıyorsun. Bu seni tutarsız da yapar aynı zamanda. Aynı şey karşı tarafın olumlu yanları için de geçerli. Karşı tarafın da güzel yanlarının olduğunu asla kabule yanaşmıyorsun.

İndirgemecisin, olayların altında neden-sonuç ilişkisi aramıyorsun toptancı bir şekilde: “Bunlar zaten böyle!” deyip çıkıyorsun işin içinden. Kendi mahallene yabancı yapıyor bu seni. Kategoriksin. Her iyiliğin içinde kötülük, her kötülüğün içinde de iyiliğin olabileceğini unutuyorsun.

Eleştiriye kapalısın. Yıllardır bu yüzden aynı yerde sayıyorsun. Kendi eksiklerini görebilseydin üzerine bir şeyler koyabilir ve ilerleyebilirdin. Yüz yıl öncesinin gerekçelerini şimdiki koşullara dayatamazsın. Evet, dedelerimiz farklı şeyler yaşadılar ama koşullar da farklıydı. Bugünkü koşulları görmezden gelemezsin.

Ama şunu unutma nasıl ki babam beni birinci sınıf görmediyse onlar da sizi görmeyecek hiçbir zaman. Sen de onların yanında aynı burukluğu yaşayacaksın. Kendi vatanının gerçek bir yuva olduğunu mu sanıyorsun? Bence yanlışın var. Yuva her şeyiyle kabullendiğin, benimsediğin ve orada olmaktan hoşnut olduğun yerdir. Sen buradan hoşnut değilsin, baban da değildi, deden de. Ben yuvam da değer görmedim evet; ama yuvanız da sizde değer görmedi. İkisi de bir aidiyet sorunu değil mi?

Hem, babanın yaptığı bir yanlışın sonucu olarak çocuğu suçlu görmeye devam etmek büyük bir yanlış değil mi? Babanın yaptığı yanlışı gördüğün için insanca davranıp bunu telafi etmeye çalışabilirdin. Aynı hatayı tekrarlamayabilirdin. Ama yapmadın. Bu seni güvenilir kılar mı?

Ortak noktamız şu galiba; farklı saiklerle de olsa ikimiz de mutlu değiliz yuvamızdan. Sana yuvan yetersiz ve ikinci sınıf bana da güvensiz ve yabancı hissettiriyor. Belki ikimizin de bu durumu değiştirebileceği bir şeyler vardır, ne dersin?

– Neymiş o?

– Babamıza ortak bir mesaj verelim birlikte. Sarılalım ve birbirimizi hiç bırakmayalım. Yuvamızdaki sorunların ortak olduğunu ve ikimizi de etkilediğini anlayıp bunlarla ortak bir zeminde mücadele edelim. Sizinkiler ve bizimkiler olmadan. Haksız mıyım?

-…

Yorum yap