Paylaş

Serinin birinci yazısı için 》tıklayınız.

Türk

– Bak oğlum bu bizim bayrağımız, ay ve yıldız.
– Tüyk oldu-u için kıymızı di mi babacım?
– Evet oğlum.


Çare

Nebulizatörünün kristalini (soğuk buharın çıktığı delikli kısım) deldiği için mahallemizdeki tamirciye götürdük. Ustaya soruyorum:

– Ne diyorsun abi, çözülebilir mi?

Bizimki atlıyor:
– Babacım, hey şeyin bi çayesi vaydıy…
(Kafa kısmı haricen ve uygun fiyata satılıyor bu arada, tamir ile uğraşmayın. Yani bir çaresi varmış.)

Kazanmak

Top oynuyoruz. Kaleye gol atmaya çalışıyoruz. Durum 1-1. Muhteşem yorum geliyor:
– Beyabeye kazandık babacım.


Elalem

06/12/2019. Bugün kreşteki ilk günü. Suluğunu koymayı unutmuşuz. İlk gününün akşamında çantasını yeniden düzenliyoruz. Evde iki tane suluğu var. Biri daha afili olduğundan onu seçiyor. Sebebini soruyoruz, tanıdık bir cevap:
– Bunu beğeniyley…
Bizden veya ailenin herhangi bir ferdinden ayrı geçirdiği ilk tam günü olması, insanda çocuğunu evlatlık vermiş gibi çok tuhaf bir his uyandırıyor. Kahvaltı yapmamış, “Evde yedim” demiş, alakası yok; tuvalete çıkmamış öğleye kadar. İlk gün gerginliği, normal…
Bu “zor” şartlarda geliştirdiği ilk duygunun kendini beğendirmek olması beni şaşırtıyor. Aile, özellikle de ebeveynler, çocukları -normalde- sebepsiz sever ve onlar da bunun muhtemelen farkındadırlar; ama  çocuk dışarıya açılmaya başlayınca işler değişiyor.
Aslında beni asıl üzen, artık aramıza mesafelerin girmeye başlaması. Birkaç sene içinde okula başlayacak ve neredeyse tamamen uzaklaşacak. “Bütün gün sizi düşündüm.” diyor. Üzülüyoruz. Ne ara anne-babamı bütün gün düşünmeyi bıraktığımı hatırlamaya çalışıyorum. 
Galibe herkes bir gün mutlaka kaybediyor evladını.
Modern hayat tarzından iliklerime kadar nefret ediyorum; ama iliklerime kadar da içindeyim. Demek ki o kadar da nefret etmiyormuşum…

Yazmak iyi geliyor. Aslen Erzurum, doğma büyüme Ankaralı. Gazi Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü mezunu. Şimdi Bursa'da. Evli ve bir oğul babası.

Yorum yap