Bir gün çırak, ustasına baktı. Ustanın tebessümü gözlerinden süzülüp yere inerken merakına yenik düşerek sordu: “Usta, bize öyküler anlatıyor, masallar okuyorsun; fakat onların anlamlarını neden hiç açıklamıyorsun?”
Usta, her zamanki sert ama kararlı bakışıyla etrafına göz gezdirdi. Sonra sakince şöyle dedi: “Biri size, önce kendisinin ısırdığı bir meyveyi ikram etse hoşunuza gider mi?” Derin bir sessizlik çöktü. Kimse cevap vermedi ama herkesin içinden aynı kelime geçti: “Hayır.”
Usta başka bir şey söylemedi. Hayat, kaldığı yerden devam etti. Günler geçti. Usta yine işinin başındaydı. Ellerindeki emeği, dilindeki hikmeti ve bakışlarındaki kararlılığı adeta bir sanata dönüştürüyordu. Çırak ise artık onun yalnız söylediklerini değil söylemediklerini de anlamaya başlamıştı.
Ustasından öğrendiği en kıymetli şeylerden biri şuydu: “Güzel bir insan bulduğunda dizinin dibinde otur. O çeşmeden kana kana iç. Ondan üç beş güzel söz, biraz edep, biraz zarafet öğren.” Çırak zamanla anlamıştı bunu. Ustasından nice güzellikler öğrenmişti. Onun sözlerini, tavrını, hayata karşı duruşunu seviyordu. Lafının eri olan insanların yanında, sözüne sadık olmayı öğrenmişti. Özü ile sözü bir olanları gördükçe kendisi de öyle biri olmaya çalışmıştı.
Usta bir gün şöyle dedi: “ ‘Oldum.’ diyen insanların yanına mutlaka yaklaş.” Çırak şaşırdı: “Neden usta?” Usta cevap verdi: “Çünkü insan bazen ayağı zirvedeyken de kayar. Bir anda kendisini en dipte bulabilir. Bazen buna küçücük bir kıvılcım sebep olur, bazen tek bir söz. İnsan, kendisini tamamlanmış sandığı anda eksilmeye başlayabilir.” Sonra bir müddet sustu ve ekledi: “Ama her düşüş son değildir.”
Bazı düşüşler yeniden başlamaktır. Bazıları insanın daha yükseğe sıçraması için yere basmasıdır. Bazıları ise gerçekten yolun sonudur. Bunu ayırt etmek de insanın kendi hikmetidir. Ben, çırak olarak çıktığım bu yolda hep hikmeti aradım. Sonra anladım ki insan, hayatı boyunca birçok şeyin önce çırağı, sonra ustası oluyor.
Bir işin, bir sözün, bir sevdanın, bir acının, bir sanatın… Fakat ustalık da kalıcı değil. Çünkü hayat geriye doğru değil, daima ileriye doğru akıyor. Dün ustası olduğumuz bir meselede bugün yeniden çırak olabiliyoruz. Belki de insanın asıl ustalığı, çıraklığını hiç unutmamasıdır.
Ve iyi bir usta, insanın elinden tutup ona hazır cevaplar vermez. Meyveyi çiğneyip ağzına koymaz. Yalnızca meyvenin nerede olduğunu gösterir. Tadını almak, anlamını bulmak insana kalır. Sahi… Yazımın başlığı neydi?

Maşallah Allah muaffak eylesin.