Üzülme.
Ölmedim…
Bir gençlik ölümü saklı kaldı bende…
Uzun bir yolculuğu anlatmak ister gibi yorgun bakıyor gözlerim. Gördüğüm güzellikler rafta… Yolumu bekleyen hikâyeler, beklemekten yoruldu.
Toprak yandı.
Yağmur inceden yağdı.
Sevdam, ince ruhlu kuşların kalbine sığındı. Gözlerim, melodramatik bir veda hazırlığında.
Oysaki ben drama sevmez, dünyayı en güzel film sahnesi gibi görür ve tüm karanlığı yarabileceğimi hissederdim.
Misket oynardım; şimdi misket de yok sende.
Hep varlık ateşi gördüm sende. Herkes birbirinin külünden nasiplenmeye çalışırken sen, köz dağıtırdın her yere.
Üzülme dostum;
Şefkat ve merhamet sağanağı seni yalnız bırakmayacak. Yazıklanma yerine rahmetlenme eşliğinde pürüpak özgür olacaksın. Boğazında yıllar yılı taşıdığın umutsuzluk geçecek. Ve son bir kez lezzetle yutkunacaksın.
Sonra zamanın yetersizliğinden ve zamandan kurtulacaksın. Ayağına dolanan dünya perdesinden azat olacaksın.
Hüznün, gençlik ateşin, mücadelen, hayallerin, duaların… Bak, hepsi burada ve ayaktalar. Seni uğurlamaya geldiler.
Ayrılmadıkların da burada.
Yaranma, beğenilme, takdir edilme, en iyisi olma isteklerin, hatta “laf getirtme ha” da burada. Hep bu son vedaya geldiler.
Zamanında uğurlayamadı herkes burada. Yolcu edemedikleri burada. Seni yolcu etmek için kapıda duruyorlar.
Tüm hediyelerini verdin hayata. Acılardan neşeye geçeceksin artık. Su gibi berrak ve aziz olacaksın.
