Paylaş

Herhangi bir şeyi yapmak için kendimizi hak sahibi olarak görmenin basitliğini ve hatta adiliğini manipüle etmenin psikolojisine dairdir bu yazı.

Bu dünyada yaşarken insanlığımızı ve inanca göre İslamlığımızı bastırmak için neler yapıyoruz ve bu hakları kendimizde nasıl buluyoruz acaba?

Sanırım güç ve yetki sahibi olmak ile ilgili bir durum bu. İnsan/sistem/yapı kendisini “asıl” ve “üstün” gördüğünde yaptıkları için mazeret/gerekçe/sebep üretmekte zorlanmıyor.

Anne veya baba olmak, çocuklarımıza karşı işlediğimiz hataların-suçların meşru sebebi olabiliyor çoğu zaman. Uygulanan bir şiddetin, yenilen bir hakkın, yapılan bir adaletsizliğin hafifletici sebebi ve görmezden gelinmesinin nedeni…
Eşinin kocası olmak da benzer mantığı ve meşrulaştırma cazibesini içinde barındırıyor.

Tanrıların kendi güçlerini paylaşmak zorunda kalmaları ve fakat Allah’ın şerik ve ortak istememesinin asıl nedeni karizma meselesi veya sahip olduğu şeyi paylaşmak istememesi değildir diye düşünüyorum. Asıl neden, insan güç ve yetki sahibi olduğunda azıyor. Sesi daha çok çıktığında sesindeki çirkinliğe karşı; sebep olduğu acılara karşı sağırlaşıyor. İnsan bu işte, azıyor. Biraz takva kokusunu bile üzerinde hissettiğinde nefsini ezmeye başlıyor önce. Tufanları hak eden tuğyanlar nebatattan ve hayvanattan sadır olmadı değil mi!

İnsan kendisinde güç vehmettiğinde (ve aslında gücün sahibini unuttuğunda) ne mi oluyor?
Bir şeyi yapmak için mutlaka meşru bir neden bulabiliyor.

Bir Müslüman olarak tarihimi okumaktan hoşlanıyorum, doğrudur. Hristiyan İspanya’nın Müslüman Endülüs olması için savaşa gitmenin ismini Cihad koymak beni tatmin etmeye yeter galiba. Günümüzden farklı olarak devletlerarası fiili savaşın nefes almak kadar doğal olduğu ve fakat ölenlerin geride bıraktıklarının acılarının günümüzdeki acılara benzediği o zamanlarda savaşmanın kutsal bir tarafı rahatça bulunurdu.

Kutsal Kudüs, kutsal cihad ile bizimkiler tarafından alındıktan yıllar sonra (değil mi ki, İbrahim asıl bizim atamızdı ve varisleri biz idik) kutsal haçlılar, kutsal bir sefer ile geri almaya geliyorlardı. Ne de olsa atalarının topraklarını ve kutsal mabedlerini geri almaya hakları vardı.

Taraflar değişse de, insan hep aynı taktiği kullanıyor: “Bir şey yapacakları zaman asıl niyetleri olan insani sebebi açık etmek yerine dini bir açıklamayı bayrak ediniyorlar!”

İnsanoğlunun ve hatta İnsankızının (onlar da eksik kalmasın) tarih boyunca ürettiği en işlevsel meşrulaştırma aracı devlet olmuştur sanırım. Devlet olduğunuzda siz yazarsınız ve uygun gördüğünüzde siz asarsınız. Yasa-kanun-mahkeme-hakim size ait ise yeryüzünün soyut tanrısı olmanıza ne engel olabilir ki?
Yirmi kişi bir araya gelip kavga etse, kafa göz yarsalar mesela, soluğu nezarethanede alırlar. Size devlet nezaret eder ve hak ettiğiniz adaleti uygular. Ancak milyonlarca insanın bombalarla, silahlarla, yakıcı ateşlerle, kılıç ve süngülerle öldürülmesinin yolu olan savaşları devlet olduğunuzda çıkarabilir ve devletinizi korumak için bu yöntemi meşru bir neden olarak görebilirsiniz. Bu uğurda ölen herkes kendi inancına göre şehittir. Her devletin milleti kahraman evlatlarını saygı ve minnetle anmaya devam eder; devletleri var olmaya devam etsin diye.

Dedim ya, güç sahibi olduğunuzda meşruluğun kitabını da siz yazarsınız. Kaleme ve mürekkebe mi acıyacaksınız veya kana ve cana!?

Örneğin İngiltere’de, Yeni Zelanda’da, Amerika’da biri dini-ırkı-mensubiyeti farklı olan kişilere saldırdığında; saldırgan ruhsal sorunu olan biri olur. Saldırgan özellikle Müslümansa, Müslüman olmasa da doğulu ise o zaman kesinlikle teröristtir.

Güç ve söz hakkı onlarda olduğu için Rusya, Amerika, Fransa, Almanya, İsrail hep meşru müdafaa haklarını kullanmaktadırlar yaptıkları tüm saldırılarda.

İnançlar, ilkeler, ülkeler farklı olabilir ve fakat şahsiyetsizliğin anatomisi tüm yeryüzünde aynı şekildedir. Kılcal damarlarına varana kadar aynıdır. Kalpleri aynı ritimde atar. Dillerini anlamasanız da, seslerini duyduğunuzda hemen tanırsınız. Yeter ki o ses güç ve söz sahibi olsun.

Taşlamak için, yaralamak için, kovmak ve hakaret etmek için, aşağılamak için hak sahibi olur hemen:
İSTEMİYORUZ!
ÜLKEMİZDE YABANCI İSTEMİYORUZ! (Yabancı dediysek, döviz taşımayan mültecileri kast ediyoruz yani.)
SURİYELİLERİ İSTEMİYORUZ!
AFGANLILARI DA İSTEMİYORUZ!
BURASI BİZİM!
BİZİMM!

"Çay, dinlemek ve yazmak olmazsa kendimi kötü hissederim" diye düşünen biri olmak gibi bir serüveni olan biri

Yorum yap