Paylaş

Mesihin geleceğine inanmak üzere olduğum zamanlardı. Ama tam inanıyorum da diyemezdim. Din Kültürü hocasına sordum öyle bir şeyin mümkün olmadığını söyledi. Karşı taraftan da dinlemek lazım diye papaz aradım, bulamadım. Bulsaydım şunu da soracaktım. Maymun kanıyla yıkandığınız doğru mu? O dönemler değişik bir ritüel ile arınmam şarttı. Kendime muhatap bulamıyordum. Bütün problemlerim o dönemde başladı. Sigaraya başlamaya karar verdim. Sabah erkenden kalkıp posta kutusuna konulan gazeteleri toplayıp fırına sattım. Aldığım para ile bakkala gidip: “Babam sigara istiyor markası önemli değil” dedim. Beyaz paket bir sigara verdi. Mahallenin en kuytu köşesine gidip sigarayı ağzımla çekmeden kibritle yaktım. Ucu simsiyah olmuştu. Derin bir nefes çektim. Şimdilerde düşünüyorum da o zamanlar seni tanısaydım sigaramın ilk dumanını seni düşünerek çekerdim. Belki bu günah işlediğime dair düşüncelerimi hafife indirgememe sebep olurdu. Ama sen yoktun. Olsaydın sana şunu sorardım. Sen kimsin? Sevinçlerin neler, mutlulukların neler, yürekli biri misin?

Hakan abi bağırarak yanına çağırdı. Mahallenin ağır abisi… Yanına gittim. Enseme bir tokat yapıştırdı. Arka cebimden sigarayı aldı. Bir tane yaktı. Gözüm görmesin seni dedi. Boşa harama bulaştık. Vicdan azabı çekiyordum. Bütün mahallelinin sabah gazete okuma hayallerini çalıp sigara almıştım. Onu da benden çaldılar. Hayatımın hiçbir döneminde bu değişmedi. Bana iyi gelen her şeyi benden çaldılar. En önemlisi umudumu çaldılar. Ajitasyon yapmıyorum. Bunlar gerçekler. İki buçuk litre kola şişesini alıp yapımı hala devam eden inşaata girdim. Bulduğum bütün eski ve yeni farketmeksizin çivileri kola şişesine doldurdum. Mikrofondan hurdacı sesini duyunca arka sokağa doğru koşmaya başladım. Çivileri sattım. Aldığım parayı cebime koyup fırına gittim. “Fırıncı abi” dedim, “Sabah sana verdiğim gazeteleri verir misin?” Bütün paramı verip yalnızca gazetelerin yarısını alabildim. Apartman apartman dolaşarak gazeteleri tekrar yerine koydum. Gazeteyi yerine koyamadığım Bahar Apartman sakinlerinin ahını hala üzerimde taşıyorum. Ondan geliyor başıma bu belalar.

En iyi arkadaşım sıra arkadaşımdı. Okulda Popstar Bayhan’ın en iyi taklitini yapabilen oydu. Bu kadar güzel yapmasının sebebi Bayhan’a benzemesiydi. Adı da bu yüzden Bayhan kaldı. Biraz engelliye benziyordu. Ama sadece benziyordu. Yoksa engel tanımazdı. İğde ağacının en üstüne çıkıp en kızarmış iğdeleri cebine doldurur inince bana da verirdi. Ben de bu iyiliğine karşılık gelecekte büyük adam olursam şoförüm yapacağıma dair söz verirdim. İyi niyetliydi, inanırdı. Ben de kötü niyetli vaatlerde bulunmazdım. Kimseye böyle bir şey yapmadım. Buna inanıyordum. Lise yıllarında farklı okullar kazanmıştık. İlk ayrılığı hayatımda orada tatmıştım. Tam üç gün ağladım. Sonra okulun zibidileri bunu uyuşturucuya alıştırmış. Tren yolunda yüksek doz uyuşturucu kullandığından ölü bulundu. Hayatımın ikinci ayrılığını ise burada yaşadım. Bu yüzden ayrılıkları hiç sevemedim. Ayrılırım diye birleşemiyorum kimseyle. Bu özelliğimi yenemedim. Ara ara mezarına giderim. Büyük adam olamadım ama büyük yürekli bir adam olduğumu söylerim. Mezarını sular, Fatiha okur giderim. Bir gün herkes bu ölümü tadacak. Ben ise toprağın altında insanlara söyleyemediklerimle beraber gömüleceğim. Ve insanların bana söyleyemedikleriyle…

Annem “pizza” vermişti. Üçgen kraker. Bilenler bilir baharatı onu dünyanın en lezzetli krakeri yapıyordu. Firma sahibi ilerleyen zamanlarda en iyi baharat ayarı tutturanlar ödülünü almıştı. Ya da buna benzer bir şeydi. Tam hatırlamıyorum. Pizzayı aldım mahalleye indim. Arkadaş tayfam görünce başıma üşüştü. Beraber yedik. İçlerinden birisi: “Senin yerinde olsam evde tek başıma yerdim” dedi. Bencilliğin nasıl bir şey olduğunu anlamama yaşım izin vermiyordu. Şimdilerde daha iyi anlıyorum. Ben bencil olamadım. Şimdilerde iyi bir sencilim. Peki ya sen kimsin? Az önce sormuştum sanırım bu soruyu; ama olsun. Geçmişte yaptığım iyi ve kötü davranışların hiç birinden pişman değilim. Hatta şimdi bakınca diyorum ki, iyi ki yoğurda bol şeker atmışım. Terli terli su içmişim. Münevver Teyze’nin elma ağacına dalmak konusunda kararsız olsam da futbol topumla ayırt etmeksizin herkesin oynamasına izin vermişim. Şimdi arkamı dönüp baktığımda Din Kültürü Hocamı özlüyorum. İlk sigaramın tadını özlüyorum. Kola şişesinin içerisine girmeyen yamuk çiviyi bile özlüyorum. Papazı görürsem bunu da soracağım. Ölünce özlem bitiyorsa Bayhan beni özlüyor mudur?

One thought on “Papazı Görünce Soracağım

  • 3 Mayıs 2024 tarihinde, saat 07:17
    Permalink

    Ağlamaklı oldum neden?
    Gencin ailesi olmasa daha da olurdum sanırım.
    Zalim olsa ama ailesi olmasa ağlamaklı olmazdım.
    Ailesi olmasa ama rutinin dışına çıkmasa, sosyal hizmetlerde yaşamını normal bir şekilde sürdürüp gitse yine çok etkilemezdi.
    Soru sormak, denemek …Erişkin olmadan… Acıyı mı getirmiş genelde.
    Ağlamaklı yanımız bundan mı?
    Kesinlikle paha biçilemez ama …
    Bu bize bugun …
    Soru sormak ya da deneyimlemek endişesi yaşatır mi?
    Allah ‘ın Hay sıfatını ogrensek mesela, Rahim sıfatını ya da daha bilmediğim ama …
    Bu isim ve sıfatlar iyileştirir de yine kendimiz olmaya bu kadar yakın olmaya izin verir miyiz?
    Bir yerde okumuştum.Insan kendini saklamaya çalışır ,kendisi olmaktan korkar. Ama insan aslinda değerlidir özünde.
    ….

    Yanıtla

Yorum yap