Okuduklarımız İle Hesaba Çekilmeyeceğiz!


Allah sizi okuduklarınız ile hesaba çekmeyecektir, dersem haddimi aşmış olur muyum?
Cevdet SAİD’in Bireysel ve Toplumsal Değişmenin Yasaları isimli kitabında ilk olarak rastlamıştım bana muhteşem gelen o ayete: “… Gerçek şu ki Allah, bir topluluğun durumunu o topluluk kendi içindekini değiştirmedikçe değiştirmez…” Bireysel anlamda iç dünyamız ve amellerimiz; toplumsal anlamda bireyler ve toplum arasındaki ilişki hakkında güzel tespitler içermekteydi.

Ancak benim gündemimi işgal eden konu, amellerimiz ile inancımız arasındaki irtibat değildir. Amel defterimiz ile amellerimiz arasındaki irtibatı inceliyorum.
Rahman olan Rabbimizin kuluna ikramda bulunması için sebebe ihtiyacı yoktur diye düşünüyorum. O nedenle cennete girmeyi amellerimiz ile izah etmeyiz. Her ne kadar cennetliklerin amellerinden ayetler bahsetse de, bunu Allahın lütfu olarak kabul ederiz ve öyle inanırız.
Kanaatimi Kur’ana söyletmeye mi çalışıyorum, bilemiyorum. Öyle olmadığını da düşünüyorum aslında. Ancak “insan” bu, belli olmaz; değil mi?
Madem cennetlik olmanın en önemli açıklaması Rabbimizin keremi, lütfu ve ikramı diye düşünüyorum/düşünüyoruz. O zaman cehennemlikler ve amellerine bakayım dedim.
Cehennemlik olmanın şüphesiz ilk ve en önemli nedeni “küfür”dür. Ancak ayetler bunu ciddi anlamda detaylandırmış ve somut hale getirmiştir.

  • İyiliği başa kakmak
  • Gıybet
  • Hased
  • Zulüm
  • İsraf
  • Adam öldürmek
  • Riya
  • Yalan söylemek
  • Fuhuş …

Her kim Rabb’ine suçlu olarak varırsa, şüphesiz ki ona cehennem vardır… (Taha/74)
Kafirler için hazırlanmış olan ateşten sakının. (Al-i İmran/131)
Kim, zulüm ve tecavüz yolu ile bu yasakları işlerse, yakında onu cehennem ateşine atacağız… (Nisa/29-30)

Bireysel ve toplumsal dönüşüm ve özelde sapma, nefsimizdeki dönüşüm ve özelde sapma ile ilişkilidir. Bireysel anlamda, insan düşünür/inanır ve bunun ardından eyleme geçer. Bu nedenle davranışlar ile ilgili sorunlarda ilk önce incelemeye tabi tuttuğumuz şey davranışlar, yani ameller değildir. Başka bir deyişle sapma önce düşüncede başlar.
Müslümanlar olarak bazı sapmalarımızı fark etmişimdir hep veya bana sapma gibi gelmiştir. Kendimiz dışındaki Müslüman kardeşimizi değerlendirirken (namaz kılmayanların-fuhuş işleyenlerin-faiz yiyenlerin hükmü vb) amellerine dikkat kesilmekteyiz. Belki de insan olarak görünenden görünmeyene ulaşmaya dair bir özelliğimiz var olduğu içindir.
Söz konusu kendimiz olduğunda, değerlendirme tarzımız bir anda değişmektedir. Amellerimizden ziyade niyetlerimize, düşünce dünyamıza, sosyal olmayan eylemlerimize dikkat kesiliriz.
Bu süreçte özellikle İslam Tarihi, Tefsir, Hadis, Kelam gibi İslami İlimler ile ilgili okumalar içinde olan bizler(kastım ben ve benim gibi kişilerdir; şahitlikte bulunmadığım kardeşlerimi tenzih ederim) düşünsel bir sapma yaşamaktayız. Aslında iki sapma yaşamaktayız:
İslam ve Müslümanlığı tarihi okumalar üzerinden tarif ediyoruz: Asr-ı Saadet, Sahabeler, Cihad, İslam Devleti, Şeriat, Fıkıh ve Mezhepler Tarihi vs… Dolayısıyla realitemizden uzak, “hal-i hazırda yaşanan değil yaşanması gereken bir ideal” olarak tarif ediyoruz İslamı. Artık din dediğimiz şey, şu an aldığım nefes değil; gelmesini beklediğim bir hayale dönüşmektedir.
İkinci sapma, kendi İslamlığımızı değerlendirme tarzımızda çıkmaktadır. Memnuniyetimizin kaynağı ve motivasyonumuz, yine aldığımız nefes değil; okuduğumuz kitaplar, sahip olduğumuz fikirlerdir.
Naçizane öyle inanıyorum ki din, ayetin tefsiri hakkındaki kanaatimiz, fıkhi bilgimiz, İslam tarihi hakkındaki malumatımız değildir. Hatta Hz. Hüseyin ile Yezid arasındaki savaşta kimin tarafını tuttuğumuz da değildir.
Öyle inanıyorum ki İslam/Din, sınıfta dersini hakkını vererek anlatmaktır. Öğrenciler arasında adil olmak ve hangi branşın öğretmeni isen o branşın hakkını vermektir. Fizik dersinde fıkıh işlemek değildir Müslüman hassasiyeti. Üniversiteye hazırlanan öğrenciye Edebiyat yerine Tefsirden de bahsetmek değildir.
Din, yere çöp atmamak; temizlik işçisi isen çöpleri hakkıyla toplamaktır. Yeşili tahrip etmemek, havayı bili bile kirletmemektir.
Din, arkadaşın ile helalinden bir bardak çay içmek, eşine ev işinde yardım etmek ve evladın ile bisiklet sürebilmektir.
Ya da çalıştırdığın işçinin sigortasını aksatmadan yatırmak, mesai saatine riayet etmek, paranın üstünü tam olarak ödemektir.
“Yüksünmeden ve karşılık beklemeden, başa kakmadan annemize bir bardak su verebilmek” kadar doğal, sıradan ve hayatın tam ortasından bir şeydir İslam/Din.
O nedenle diyorum ki, bu akşam koltuğumda oturup çay eşliğinde okuduklarım ile hesaba çekilmeyeceğim(sadece). Gün içinde ve gece karanlığında yaptıklarım ile hesaba çekileceğim.

Kasım Kurt

1981 Erzurum İli Karayazı İlçesi doğumluyum. Lise öğretmenimin tabiri ile "Türkiye'nin Çatısı" gibi yüksek rakımlı bir yer olduğu için ömrüm üşümekle geçti. Ondan mıdır bilmem Liseyi bitirdikten sonra Üniversiteyi Adana-Çukurova Üniversitesinde PDR Bölümünde okudum. Öğretmenliğimin bu yıllarını da Bursa Orhangazi'nin sıcağında geçirmekteyim. Evli bir çocuk babasıyım.

Okuduklarımız İle Hesaba Çekilmeyeceğiz!” için 2 yorum

  • Avatar
    9 Aralık 2019 tarihinde, saat 22:03
    Permalink

    “Artık din dediğimiz şey, şu an aldığım nefes değil; gelmesini beklediğim bir hayale dönüşmektedir.”

    Bir kitap okumuş kadar etkilendiğim harika bir yazıydı. Çok teşekkürler.

    Yanıtla
    • Kasım Kurt
      9 Aralık 2019 tarihinde, saat 23:18
      Permalink

      Bakara 143 (Allah imanınızı asla zayi edecek değildir. ) Her anımızın din ile irtibatlı olduğunu hatırlatır

      Yanıtla

Yorum yap