Ne dersiniz Allah’ı aydınlıkta bulabilir miyim veya koşarak orucu yakalayabilir miyim?

Ah sevgili!
Biraz ölmek istiyorum.
Biraz gözümden, elimden ve kulağımdan; biraz sözlerimden olmak istiyorum.
Zemmiluni, Zemmiluni! deyip karanlığa bürünmek….

Allah iman edenlerin velîsidir; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır… (2/257) iken bu aydınlıktan rahatsız olmak niye? denilebilir.

Mübarek Ramazan’a girdiğimiz bu günlerde zihnim nedense yıllar öncesine gidip duruyor. Erzurum’un soğuk kış günlerinde tuttuğum oruçları, yanan sobayı, dedemi, üç günde bir indirdiği hatimleri, o çocuk halim ile ne kadar çabalasam da Onun kadar okuyamayışımı hatırlayıp duruyorum. Soğuk havalardan, kar fırtınalarından dolayı dışarı çıkamayışları…
Duruyorum ve geri gelmiyorum.

Durmak, sükunet, huzur…
Üçü de aynı anlama gelmektedir. Tabiatımız gereği sevdiğimiz hallerdir bu dinginginlik ve durgunluk hali.
Diyebilirim ki, yaşamımıza elektrik girdi gireli huzurumuz kaçtı gitti. Gaz lambasının kokusunun kıymetini ancak geceyi kaybedenler bilir. Aydınlık geceler yüzbinlerce yıldır aşına olduğumuz karanlığı, huzuru aldı elimizden.

Peki, Allah’ı neden aydınlıkta bulamayasın ki!
“Gündüz vakti ise senin için yoğun bir koşuşturma durumu vardır.” ﴾Müzzemmil/7﴿

Gündüz demek hayat demektir. İş, uğraş, koşuşturma demektir. Yani hareket demektir. Yani, yaratılanlar ile meşgul olmak demektir.
Yaratılan ile meşgul olanlar yaratıcıyı değil O’nun esmasını, kulları ile olan ilişkisini bulabilirler. Rahmeti, Adaleti, Yaratmayı, Rezzak oluşu, Hidayeti, Hayatı görürler.
Başka bir yazımda değinmiştim. Esma-i Hüsna aslında çoğu zaman Allah ile ilgili değildir. Gündem yaratılandır. O nedenledir ki, günlük meşgale içinde yaratanı unutur ve yaratılana dalarız.
Gözün, ayetleri görmesi sahibini görmesi anlamına gelmez ki!
(Eski) Dücane CÜNDİOĞLU’nun dediği gibi: “Görmek istiyorsan, gözlerini kapa.”

Esma-i Hüsnanın tecellilerini ve tecellilerin alanı olan yaratılmışa dalmak Allah’ı bulmaya engeldir aslında.
Bulmak için
Gözü, kulağı, gönlü, eli kapatmak lazım gelir.
Koşmayı, yürümeyi bırakmak; oturmak lazım gelir.
Bir nevi ölmek…
En azından bir teşehhüd miktarı ölmek…
Plaza ve iş merkezi camlarının gözümüzü bu kadar aldığı, bağıranların-çağıranların ortasında, korna sesleri altında, mahşer meydanına çağıran İsrafile koşarcasına devam eden bu hayatta Allah’ı bulamayız. Bu koşturmaca ortamında Orucu da yakalayamayız.
Ruhu ile ve gökler ile irtibatını koparmamış bir Kızılderili’nin dediği gibi: “Çok kısa sürede çok hızlı yol aldık, ruhlarımız bizden çok uzakta kaldı. Oturup ruhlarımızın bize yetişmesini bekledik.”

Son söz olarak;
Pişmanlık ve tevbe, Rıza ve Hamd…
Ağırlıklarınızdan, yüklerinizden, taşıdıklarınızdan, üstünüze serilen/serdiğiniz libaslarınızdan kurtulunca ancak bunlar ile buluşursunuz.
Ruhunuzun en çıplak hali ile ancak Allah’ı bulabilirsiniz.
Oruç mu?
Oruç senede bir ay, her şeyden sıyrılıp/her şeyi sıyırıp Allahı bulabilme fırsatıdır.
Evet ya bu fırsatı değerlendirin veya sarılacak bir Esma bulun bu oruç ayında.
Rahmet olabilir
Affetme olabilir
Rızkı paylaşma olabilir
Şükretme olabilir
İlim olabilir

"Çay, dinlemek ve yazmak olmazsa kendimi kötü hissederim" diye düşünen biri olmak gibi bir serüveni olan biri

Yorum yap