Bir kaç gün evvel eşimin hekim kontrolü için hastaneye gitmemiz gerekiyordu. İkamet ettiğimiz taşranın tıbbi muayene ve hekim hususunda yetersiz kaldığını her fırsatta hissediyoruz. Tabir yerindeyse eskinin kasabadan ilçeye gidenler edası bürüyor bizleri de. Ayrıca sınır ilçesi olduğumuz için her fırsatta bağlı olduğumuz vilayete değil de en yakın diğer ile zaman zaman yolculuk gerekiyor. Bu saydığım maddelere bir de içinde bulunduğumuz covid tedbirleri gereği seyahat kısıtlaması eklenince… Bakın eğlenceye.

Yalnız bu sefer eğlencelik bir durum söz konusu olmadı. Tamamen benim işgüzar, gereksiz temkin aşılamalarım gereği ortaya çıkan bir duygu gene beynime serencam etti.

Dedi ki:

–  Arabada benzin az ya bir şey olursa?
– Olmaz abicim zaten git gel 25 km’lik yol.
– Peki, ya benzine ihtiyaç  duyulacak bir durum hasıl olursa?

İşte  bu son soru ile hep o kazanıyor ve ben bir çok kez onun dediğini yapıyorum. Yine öyle oldu benzin almak icin petrol istasyonuna durdum ancak acelem var randevu saatine yetişmem gerek. Neyse çok sürmedi benzin doldu. 107.77 TL tuttu. Düşünün yani depo ne kadar boş ise 100 liralık benzini dahi zor aldı. Ben içeri markete girdim ki kredi karti ile ödeme yapayim. Pos cihazı bozuk tamiri de en erken akşama gelirmiş, bende de nakit olmaz, yani taşımam. Derken kaldık mı ortada.

Görevlilere:

–  Bakın ben hastaneye gideceğim neyse ney artık. Dönüşte uğrayım bırakayım paranızı ya da yine kart çekelim.

dedim.

Bana baktılar, tanımıyorlar. Plakaya baktılar 06 plaka Bursa’nın bir ilçesinde ne kadar tanıdık olabilir ki düşünceleri içinde güvensiz güvensiz, hastane mazereti de çok geçerli olunca mecbur ses çıkaramadılar ve “peki abi akşam gelirsin fişini alırsın dediler.” Aslında böyle diyerek yani fişi vermeyerek bir güvence koydular kendilerine ya da güvence koyduklarını sandılar. Bir de ben ürün  ya da hizmeti alamadım havası yaratıldı. Aslında bu durumu değerlendirmek için nereden baktığımız  sorusuna cevap vermek gerekir. Örneğin “bana güvenmiyorlar akşam bırakacağım dedim hâlâ fiş falan saklayarak vs…” Bu düşünce insanın insana güvensizliğinin geldiği son raddedir. Fiş vermemek bir güvensizliktir ama bir olaydan türlü türlü menkıbeler çıkarmak sadece kendine güven beklemek de ayrı bir güvensizliğin ürünüdür. Bir diğer bakış açısı ise taşranın hâlâ kokusu var üzerinde. hâlâ fişi vermeyerek kendini güvende tutacağını düşünüyor. Benden o ödemem gereken rakam yerine kimlik, kart ya da bir güvence bedeli yerine sayacağı bir meta istemiyor. Ah benim güzel insanım.

Hulasa bu düşüncelerle çıktım petrolden diğer ile geçip hastane işlerimiz bittikten sonra biraz alışveriş yapıldı, biraz gezildi derken akşam kısıtlama saatinden sonraya kalıp eve zor yetiştik hatta iftara ne hazırlayacağız çok geç kaldık düşünceleriyle hızlıca bir kaç yemek hazırlandı, iftar yapıldı. Ertesi gün yine kısıtlamanın başlayacağı  saatlere yakın aklıma geldi. “Eyvah, ben benzinliğe uğrayacaktım hem de dün akşam  uğrayacaktım. Söz vermiştim çok ayıp ettim çok.” Diyerek hemen atladım arabaya, doğru petrole gittim. Dün  bu anlattığım diyalogları yaşadığım görevliyi buldum:

– Kardeş kusura bakma ya ben dün akşam  gelemedim kısıtlamaya maruz kaldık, geç oldu ama şimdi ödeme yapalım mı?” deyince,

– Abi 06 SM 863′ tü değil mi?
– Evet. dedim şaşkınlıkla. Benim plakayı ezberlemiş!
– Hah abi Allah senden razı olsun, geldin demek? Tamam dur ben şimdi bu arabanın işini halledeyim geliyorum az dur.

Konuşmalara tanık olan işi halledilecek arabadaki bey: “Vallahi helal olsun dünkü benzinin parasını ödemeye gelmiş he mi? Delikanlı adammış, kim gelir ki ödemeye? Az kaldı bunlardan az.” dedi görevliye

Görevli:

– Abi 107.77 TL de sen 100 lira versen yeter. Geldin ya o yeter sağ ol.
Yani petrolde de ikram yapıldığını ilk kez görüyorum. Resmen “110 yazdı ama abi sen şu  kadar ver, ya da gel gel ikram yaparız sen yabancı değilsin”  gibi bir muamele olmuştu. Tabi bütün bunlar benim şaşkınlığımı hâlâ sürdürmekteydi. Plakamı ezberlemiş, gelmeme müteşekkir kalmış, hatta ödemede bile indirim yapmış birisi ile karşı karşıyaydım. Sonuç olarak içeri girip ödemem gereken miktarı ödeyip  görevliye de bir kez daha teşekkür edip çıktım ama aklım  görevlide  ve o esnada arabasından bana latifeler düzen adamda kalmıştı.

Tuhaf bu insanlık denen meret. Ödemem gereken bir miktarı ödediğim için beni methüsena ediyorlar. Geç kalmam sorun olmuyor üstüne bir de teşekkür alıyorum, “sen geldin ya abi” cümleleri ile karşılanıyorum. Aldığım hizmet karşılığı ödemem gereken parayı bir gün geç ödediğim için delikanlı oluyorum. Tuhaf varlıklarız hakikaten. Önce bozarız sonra bozulmamıza şaşırırız. Sonra bozulmamak için direnen birisini görünce methiyeler düzeriz. (Kendi bozukluğuna dokunana dek) Karşısında  bozulmamayı gerektiren birisi ile karşılaşınca onu kötü manada değiştirmek için yoğun çaba sarf ederiz. Hani Aristoteles’in bir sözü vardı: “Her oluş bir bozuluşu, her bozuluş da bir oluşu doğurur.” Bizim coğrafyada her bozuluş da her oluş da bozulmayı doğuruyor. Mesela herkesten adil olmasını bekleriz ama biz yönelik bir şey olduğunda hemen elimizin tersi ile iteriz. Herkesi torpil yapıyor/yaptırıyor olmakla itham ederiz ancak bizlik bir durum söz konusu olduğu zaman torpil değil destek veriyor diye uyarırız. Herkesi işinden ötürü eleştiririz ancak biz de ahlaki çalışmayız çünkü herkes kaytararak çalışıyorken biz salak mıyız değil mi? İşte bütün  hayatımızı bu düşüncelerle örüntüledik. Sosyal hayatımızı, dinimizi, ailemizi, eşimizi, iş yerlerimizi… Önce uydurduk sonra uydurduğumuza inandık. Sonra hakikat ile konuşan hakikate yolcu olanlara imtina ile baktık. Bu durum bizim düzenimize dokunmaya başlayınca horladık. Kahveye oturunca “ulan ne insanlar var” dedik, kaybettiğimiz insani değerlere atfen selamla yaparak yaşamımızı idame ettirdik. Selam olsun fıtratına ve ahdine sadık kalanlara.

Yazar, çayı sever, evli ve bir kız babası.

Yorum yap