Barbie Kızlar Sendromu


Yeni bir dünya yaratıyorlar hızla ve karakterlerini oyuncaklar üzerinden belirliyorlar.

Çocuklarıma oyuncak alırken bakınıyorum etrafıma. Devasa bir mağazadayım. Her yanım oyuncak.  Oyuncak seçerken ilk düşüncem şu oluyor: “Çocuklarım bununla oynarken hangi hayalî dünyada  olacaklar?” Gerçekte böyle değil midir? Etki tepki kuramı. Benim çocuklarım erkek, onların reyonu hayali kahramanlarla dolu, hepsi iri vücutlu, kaslı ve Anadolu’daki deyimiyle “meymenetsiz” ler. Gece rüyamda görsem korkarım. Çocuğum bununla hangi maceralara çıkacak?

Erkek çocuklara yönelik oyuncak reyonları onları amaçsız bir savaşa hazırlıyor. Hayatta kalmak için vurmayı, kırmayı, öldürmeyi öğrenmen gerek diyor.

Hemen yan taraftaki kız çocuk reyonlarına takılıyor gözüm. Onların arasında gezinmeye başlıyorum. Sanki bir abiye mağazasındayım. Her yanım genç kız modelleriyle dolu. Hepsi makyajlı, ful bakımlı, iyi hatta fazla şık giyimli kadın (!) bebeklerle dolu. Reklamlarla istedikleri ağı ören bu bebekler villada oturuyor, kız kıza alışverişe gidiyor, kaydırakta havuz keyfi yapıyor, bahçede köpeğini gezdiriyor.

Soruyorum kendime bir kızım olsaydı bu bebeklerden alır mıydım? Bakıyorum bu bebekler bana benzemiyor daha kötüsü etrafımdaki dostlarıma, arkadaşlarıma da benzemiyor. Biz böyle bir dünyanın insanı değiliz. Güzel miyiz, değil miyiz bilemem; ama bildiğim: fiziğimize tapmadığımız. Her şey bir hayat felsefesi. Kızlar arasında eğitim sürecini etkileyen en ciddi sebeplerden birisi güzelliğini pazarlayarak kolay bir hayata talip olma düşüncesidir.

Geçtiğimiz hafta kadın hakları günüydü. Tüm dünyada kadınlar uzun soluklu bir mücadele verdi hakları için, ama harp meydanında kazanıp masada kaybeden komutanlar gibiyiz. Kızlarımızı nasıl bir dünyaya hazırlıyoruz?

Erkek vücuduna göre çok daha komplike bir vücudun özellikle beynin sahibiyiz. Bilim insanları böyle söylüyor.  Bu donanımdan uğraşıp, çabalayıp Barbie bebekler mi yaratacağız?

Tüm kadın atalarımızın soylu yürüyüşüne bakıp; savaşın kadınlarına, göçün kadınlarına, toprağın kadınlarına, şehrin arka sokaklarında varoluş mücadelesi veren kadınlara, insan olarak bir kere değer görmemiş ama direnip dünyaya onurlu evlatlar veren ana kadınlarımızın soylu mücadelesine eklenip daha güçlü kız çocukları mı yetiştireceğiz?  Yoksa yumurta kırmayı bilmeyen her yanından cinsellik akan; reklam dünyasının şekillendirdiği cinsellik ve aşk tanrıçalarını mı?

Tohumu ilk bulan ve onu toprakla buluşturan kadına, bir nehrin kenarında acılarla İsa’sını doğurup göbek bağını kesip direnişini kutsallaştıran Meryem’e, Firavunun koynunda Musa’yı büyüten Asiye’ye… Tüm göçün  kadınlarına  saygı ve minnetle.

Yorum yap