1948’den itibaren Filistin topraklarında yaşanan işgal, sürgün ve zulüm Batı dünyasının gözleri önünde gerçekleşti. Yüz binlerce insan yurtlarından edildi, Batı Şeria’da ve Gazze’de sistematik baskılar yaşandı. Buna rağmen Avrupa ülkeleri, özellikle de İngiltere ve Fransa, yaklaşık seksen yıl boyunca sessiz kaldı. Bugün ise bu ülkelerin Filistin’i devlet olarak tanıma girişimi dikkat çekici bir dönemeçtir. Peki, zulüm yeni mi başladı? Batı neden on yıllardır beklediği bu adımı şimdi atıyor?
1948’den Günümüze Batı’nın Dönüm Noktaları
- 1948 – İsrail’in kuruluşu: Filistinlilerin büyük kısmı sürgün edildi (Nakba). Batı, İsrail’i hızla tanıdı, Filistin’i yok saydı.
- 1967 – Altı Gün Savaşı: Batı Şeria, Gazze ve Kudüs’ün işgali. Avrupa yine sessiz kaldı.
- 1987 – Birinci İntifada: Filistin halkının direnişi kitlesel boyuta ulaştı, Batı “şiddet” vurgusu yaparak işgali göz ardı etti.
- 2000 – İkinci İntifada: İsrail’in güç kullanımına rağmen Batı’nın tepkisi yine sınırlı kaldı.
- 2010 – Mavi Marmara: İsrail’in sivil silahsız insani yardım gemisine saldırısı, Batı tarafından kınandı ama ciddi yaptırım olmadı.
- 2023 – Gazze saldırısı: On binlerce sivil hayatını kaybetti, binlerce trajik olay medyada olmasına rağmen Avrupa’da kitlesel protestolar dışında siyasi yaptırım olmadığı gibi yüksek bir ses de çıkmadı. Batı ilk kez ciddi imaj kaybıyla karşı karşıya geldi.
- 2025 – Filistin’i devlet olarak tanıma: İsrail’in resmi olarak kuruluşundan bu yana neredeyse 80 yıl sonra gelen bu karar, insani vicdandan çok çıkarların ürünü oldu.
Avrupa’nın Sessizliği ve Bugünkü Hamle
Batı dünyasının “zulmü yeni fark ettiğini” düşünmek saflık olur. Gazze’de bugün yaşananlar, Batı Şeria’da, Kudüs’te, Cenin’de ve Filistin’in diğer bölgelerinde onlarca yıldır süren baskıların yalnızca devamıdır. Dolayısıyla “insani dram karşısında harekete geçtik” söylemi ikna edici değildir.
Gerçekçi sebepler şunlardır:
- İç kamuoyu baskısı: Avrupa’daki kitlesel gösteriler ve toplumsal tepkiler, liderleri pozisyon almaya zorlamıştır.
- İmaj arayışı: Batı’nın uzun süredir İsrail’i koşulsuz destekleyen tavrı, ikiyüzlülük suçlamalarını artırmış, meşruiyet krizi doğurmuştur.
- Jeopolitik hesaplar: ABD’nin bölgede zayıflayan etkisi, Avrupa’ya “biz de sahnedeyiz” deme fırsatı sunmuştur.
- Gazze’nin yok edilme planı: Filistin’in meşru devletinin tanınması yine bir siyasi organ olan Hamas’ı illegal hale dönüştürüp Gazze’de daha sistematik bir yıkıma yol açma düşüncesi.
Mahmud Abbas ve Kukla Yönetim
- Avrupa’nın bu hamlesi yalnızca Filistin halkına destek olarak görülmemelidir. Filistin siyasetinin iç dengeleri göz önüne alındığında, özellikle El Fetih lideri Mahmud Abbas’ın yıllardır “ılımlı, Batı’ya yakın bir figür” olarak korunup desteklendiği açıktır.
- Hamas’ın seçimlerde kazandığı dönemin Batı tarafından kabul edilmemesi, Abbas’ın tekrar öne çıkarılması bunun en belirgin örneğidir.
- Gazze’nin Hamas’a bırakılması, Batı’nın gözünde Hamas’ı yalnızlaştırma ve dar bir alana sıkıştırma planının parçasıydı.
- Bugün Filistin’in devlet olarak tanınması da Hamas’ın uluslararası arenada “terör unsuru” olarak damgalanmasını kolaylaştırabilir.
Bu açıdan bakıldığında, Avrupa’nın tanıma kararı aslında Abbas ve El Fetih üzerinden kontrollü bir Filistin inşası anlamına gelebilir. Yılların süren El fetih ve Hamas çatışmasından beslenen İsrail ve Batı bu durumu kullanıp İsrail’in hamas ve Gazze’li siviller üzerindeki saldırısını artırıp Gazze’nin topyekün yıkımına ve yeniden bir İsrail şehri olarak imarına açma planıdır.
Hamas’ın Konumlandırılması
Batı için Hamas, İsrail’in Gazze’ye yönelik işgal ve yıkım planlarını meşrulaştıran bir araçtır. Filistin’i devlet olarak tanırken Batı, Mahmud Abbas’ın Hamas’a ve Gazze halkına karşı kullandığı ahlak dışı söylemleri fırsata çevirerek Hamas’ı bu yapının dışında bırakmayı seçmiştir. Bu tercih, İsrail’in ‘Gazze’yi tamamen yok etme’ hedefine doğrudan hizmet eden bir zemini güçlendirmekte; Batı ise insani değerlerden söz ederken gerçekte İsrail’in stratejik emellerini besleyen bir kurgunun parçası olmaktadır.
Sonuç ve Değerlendirme
- Avrupa’nın Filistin’i devlet olarak tanıma kararı, gecikmiş bir adalet değil, çıkarların ve jeopolitik hesapların ürünüdür.
- 1948’den beri susan Avrupa, bugün imaj kaybını telafi etmek için harekete geçmiştir.
- Bu karar, Hamas’ı “terör unsuru” olarak dışarıda bırakıp Mahmud Abbas’ı Batı’ya yakın bir kukla lider olarak öne çıkarma amacını taşımaktadır.
- İsrail’in Gazze’ye yönelik yıkıcı planları için zemin hazırlanırken, Batı dünyası insani söylemlerle kendisini aklamaya çalışmaktadır.
Esasen mesele, “Batı nihayet adaletin yanında yer aldı” değildir. Asıl mesele, Batı’nın yine kendi çıkarlarını önceleyerek Filistin davasını parçalamaya çalışmasıdır.
