Bu yazı diğer AsyaCan yazılarının devamıdır. Kastım bir seyahat yazısı değil; eğer Rabbim akıl verirse gönlümü şekillendiren medeniyet havzalarını da yazmak. Suriye yazısı da bu bağlamda kaleme alınmış bir düşünce aktarımıdır.

Sene 2010 ve ben Haydarpaşa tren garı kalkışlı Şam’a kadar giden trene binip seyr-ü sefer eyleyecektim. Bölge coğrafyasındaki olağanın dışında karışıklıklar ve çevremden gelen telkinler bana gitmemem gerektiğini söyledi. Ve sanırım artık bir rüyada kalan Suriye’yi görme ihtimalimi de o gün kaybetmiş oldum.

Rabbim bana bu seyahati 16 sene sonra İHH aracılığı ile nasip etti. Bir İHH gönüllüsü olarak Şam’ın Yermük bölgesinde yine İHH tarafından organize edilen iftar programına katıldık. Ve bu gidiş benim hem eski Suriye’yi anlamama, hem karışıklık dönemini, hem de kriz sonrası Suriye’yi tahlil edebilmeme vesile oldu.

Bu bölgeyi birçok kez maps üzerinden ve haritalardan gözlemlemiş olmama rağmen bazı ülkelerin sadece bir sınır çizgisinden ibaret olmadığını hikayelerinden, yaşanmışlıklarından anlarsınız.  Öyle ki insanlığın hafızasını bir bellek gibi tutmaya, bir ileri seviyeye taşımaya adaydır. Suriye işte onlardan biridir.

Suriye, bir ülke olmaktan çok bir kavşaktır. Mezopotamya’nın kadim nefesi ile Akdeniz’in tuz kokusunun buluştuğu, Anadolu’dan gelen kervanların Arabistan’a doğru yol aldığı bir geçit… Bu yüzden Suriye’ye bakmak, aslında insanlık tarihinin kalp atışlarını dinlemektir.

Şam, sadece bir şehir değildir. Şam, yeryüzünün en eski şehirlerinden biri olarak medeniyetin yürüyüşünü izleyen bir bilgedir. Halep ise yüzyıllar boyunca ticaretin, ilmin ve kültürün buluştuğu bir han gibi dururdu tarihin ortasında.

Bir zamanlar bu topraklarda ezan sesleri, kilise çanları ve çarşıların uğultusu aynı göğe yükselirdi.

Ama tarih bazen yorulur…

Modern çağ, birçok ülke gibi Suriye’yi de sınadı. Uzun yıllar süren baskıcı yönetimler, zulüm rejimi ve toplumsal kırılmalardan nemalanmak isteyen küresel hegomanik güçler, ekonomik zorluklar ve toplumsal kırılmalar halkın içinde biriken sessiz bir fırtına oluşturdu. 2011 yılında başlayan rejim karşıtı protestolar kısa sürede büyük bir çatışmaya dönüştü. Zamanla dünyanın en karışık bölgesi haline geldi. Suriye’de barışçıl gösteriler zamanla kanlı bir iç savaşa evrildi. Dünya’nın en pislik küresel güçlerinden, en vicdansız hareketlerine kadar hepsi oradaydı.

Bu savaş yalnızca şehirleri değil, insanların hafızasını da yıktı. Yüzbinlerce insan hayatını kaybetti, milyonlarca kişi evini terk etmek zorunda kaldı. Dünya tabi ki yine sessizdi. Avrupa’nın göbeğinde Sırp ve Hırvat dürzülerine ses çıkartmayan dünya medeniyetleri kendilerine göre dünyanın tam ortasında olan problemlere mi karışacaklardı?

Ve o gün Suriye, sadece bir savaş alanı değil, aynı zamanda dünyanın vicdanının sınandığı bir ayna oldu. Ve dünya bu sınavdan yine kaldı kalmayı önemsemez bir şekilde. Dünyanın gözü önünde, bir ülkenin başkenti olan Şam’ın doğusunda ve güneyinde yaşanan derin insani acılardan birisi de yine Şam’ın 8 km güneyindeki Yermük’te yaşanmıştır.

Savaşlar şehirleri yıkabilir ama medeniyetlerin ruhunu tamamen yok edemez. Çünkü medeniyet, taş binalarda değil; insanların kalbinde yaşar.

Bir gün Halep sokaklarında yeniden çocuk sesleri yankılanacak. Şam’ın avlularında yine ilim halkaları kurulacak. İnsanlık, bu toprakların bize öğrettiği bir hakikati yeniden hatırlayacak:

Bir coğrafya yıkıldığında aslında bütün insanlık eksilir.

Suriye’ye bakarken sadece bir ülkeyi değil, geçmişimizi ve geleceğimizi birlikte düşünmeliyiz. Çünkü medeniyet dediğimiz şey, birbirimizin acısını hissedebildiğimiz kadar vardır.

Dünya bir insansa Küçük Asya onun kalbidir.

Yazar, çizer, fotoğraf çeker. Çayı sever, evli, bir kız ve bir oğul babası.

Yorum yap