Bir kadınla tanışıyorum. 15 yaşında, babası yaşında bir erkekle evlendirilmiş. Hayal ediyorum eş ilişkisini! Umut çok uzaklarda, belli. Gözleri o yüzden sıkça dalıyor. Hayallerini çocuklarının yetişkin olduğu yıllara saklamış. Yüzü bir gün güler mi? Bilmiyorum.

Bir kadınla tanışıyorum. Daha ergen bir kız çocuğuyken adı çıkmış mahalledeki bir gençle. Ailesi işler kötüye gidiyor diye apar topar evlendirmişler birisiyle. Evlilik ne ilginç benim ülkemde.

Bir kadın tanıyorum. Eşine dua ediyor sıkça: “Allah razı olsun karnımız tok, sırtımız pek” diyor. Benim bildiğim insanlar, savaş dönemlerinde bu sebeplerle birbirlerine sığınırlar. Eş olmak bu olmamalı diye düşünüyorum.

Bir kadın tanıyorum. Onu erkek kardeşlerinden ayıran tüm organlarından utanıyor. Fısıltıyla söylüyor adını. Organlarının cinsel bir meta gibi göründüğünü düşünüp utanıyor. Sanırım ahlaklı olmayı kadının saklanmasına borçlu olanlar var toplumda ve kadın görünür oldukça terbiye etmeyi başaramadıkları ergen ruhlarıyla kavga edenler…

Bir kadın tanıyorum. Namuslu olmayı, asık suratlı olmak diye öğrettikleri için, gülmüyor. Ne zaman görsem çok kızgın bakıyor.

Bir kadın tanıyorum. Cinselliğin erkek işi olduğuna inandırılmış. Ve eğer istekli olursa eşinin onu kötü anacağına… Cinsellik onun için bir alış-veriş meselesi.

Bir kadın tanıyorum. Erkeklerin zaaflarını fark etmiş ve tutunmanın yolu olarak vücudunu, bakışını, gülüşünü kullanıyor.

Bir kadın tanıyorum. Mağduriyet duygusunun yönettiği. Sürekli mağdur, hep mağdur. Kadınlar için mağduriyetten haz almak diye bir gerçek vardır ve bu asık suratlı kadınlar ülkesinde mutlu olan suçlu gibi davranır. Mağduriyetlerini yakalarında apolet gibi taşır kadınlar ve suratlarını astıkça asarlar. Sanki tüm ata kadınların yası yüreklerindedir. Her bir yaşadıklarını yaslarına odun atar gibi atarlar.

Kadınlar tanıyorum yaşadıkları çaresizlik, toplumsal baskı, modernitenin baskısını, dindar baskıyı gözlerinde ölüm ışığına çevirmiş. Solgun yüzleri, dalgın bakışlarıyla kendilerine biçilen rollerini oynamaya çalışıyorlar. Dertlerini dillendirmek çok zor. Kimi ideolojisi zarar görmesin diye yok sayıyor, kimisi ideolojisi güçlensin diye allayıp pulluyor. “Yok olmak en iyisi belki de” diyor ve yok oluyor hayattan, yok oluyor dünyadan. Yaşasa gençliğinde yaptığı bir hata olarak görülecek mesele, onun hayatının sonu oluyor.

Kadınlar bilerek doğarlar; belki anaları rahimlerindeyken verir “kadınlığın kuralları” dersini. Analar öfkelerini aktarırlar önce, nedenini bilmedikleri kinlerini, kızgınlıklarını.

Belki de her şey kadının rahmine aldığı şeyi sevmesiyle başlayacaktı. Rıza kapısını rızasız çalmanın bedelini ödüyordur bir millet asık suratlı kadınlarla.

Asık Suratlı Kadınlar Ülkesi” için bir yorum

  • Muhlis Uzun
    9 Mart 2020 tarihinde, saat 00:04
    Permalink

    Neden kadın olmak bu kadar zor ve zahmetleymiş.Başlığı görünce korktum.Yazıyı okuyunca kadın olmak zormuş onu anladım.Benim ülkemdeki kadınlar.

    Yanıtla

Yorum yap