Sokağı döndüğünde yolun başında bir polis arabası belirmişti. Telaşlandı Muhammed.
-Ya yine beni yakalarlarsa?
-Ya yine sorgulama yaparlarsa?

Sorgulama yapmak için bahaneye gerek yoktu ama, yoksa az evvel konuştuklarımı mı duydular? Kim bilir?
Az önce o on yaşındaki haline bakmadan yetişkin abileri ile tarih tartışması acaba polislerin kulağına mı gitti? Ne çabuk? Diye düşünmeden edemedi Muhammed.

Bir gün vakıfta otururken polisin vakfı basması oradaki genç ve çocukların toplayıp nezarete götürülmesinden bu yana Muhammed polislere karşı sıcak değildi. Ya kaçıyordu ya da sevecen tutum sergilemekten kaçıyordu.

“Gerçi ne konuştuğumuz değil kimin hakkında konuştuğumuzun önemli olduğu bir çağda yaşıyoruz” dedi Muhammed.
Ne fikirlerin bir önemi var ne de değerlerin bir mahiyeti. Zaten mahallede öyle mimlenmişiz ki her dönemin adamları bizi irticacı bellediği için evin önünde polis, annemin Kur’an kursunun önünde polis. 1997 senesi Şubat ayının içinden düşünülünce bunlar bile normal gelmekteydi aslında derken aha işte burda da yine buldular beni dedi.

“Belki bu sefer aradıkları ben değilimdir” gibi bir cümle aklına bile gelmeden bir çırpıda atladı köşede bekleyen çöp konteynırının içine. Konteynırın içine girer girmez bir dem kaygıyla rehavet çöktü Muhammed’in o küçük omuzlarına.

Hiçbir polisin buraya bakmak aklına gelmez dedi ama annesine bu üstün başın halini nasıl anlatacaktı. Beline kadar çöpün içindeydi. Umarım çok beklemem de hemen giderler dedi.

Hemen aklına “Elbiseni temiz tut” ayeti geldi. Üzüldü sanki ayete karşı gelen bir hareket içre hissetti kendini.

Bu arada ara ara kafasını uzatıp polis arabasını kollamaktaydı.
“Ulan işe bak hala ordalar”

Neyse ki elbise bu yıkanır geçer elbet. Allah bizi gönlümüzdeki kirden ve pasaktan arındırsın dedi Muhammed.

Severdi böyle beylik cümleler kurmayı. Yetişkin olmadan yetişmiş olabilmeyi, insanlara hitap etmeyi hatta bildiği kadarını anlatmayı, paylaşmayı çok severdi. E bildiklerini paylaşırken de yine böyle beylik beylik paylaşırdı. Sağ el havada, baş hafif sağa ya da sola eğik hitap ettiğinde daha etkili olduğunu düşünürdü.

Konteynırdan bir kez daha kafasını uzatan Muhammed onca saatin sonunda polislerin gittiğini görünce sevinçle zıpladı bulunduğu yerden yola. Atlatmıştı polisleri. Polisleri atlatmış olmanın verdiği vakur bir haz vardı yüzünde.

Polisleri atlattın ama laf anlatmayı denese miydin? dedi kendi kendine. Sonra güldü kendince deve hadisesi içeren mevzuya. Konteynıra atlayıp beklemek daha kolay dedi.

Bir gün oda gelecek, laf anlattığım günlerde olacak dedi, üstünün başını pisliğine bakmadan annesinin kızacağına aldırmadan, o günlerde gelecek dedi…

 

*Görsel: Ali Miri
İnstagram: @alimiriart https://instagram.com/alimiriart?igshid=putlki14nqje

Avatar

Yazar, çayı sever, evli ve bir kız babası.

Yorum yap