Dönemler geliyor dönemler geçiyor. Her yeni eskiyor, her eski dönüşüyor. Zamanın içinden geçiyoruz, duramıyoruz kendi çağımıza akıyoruz. Bahsedeceğim dönemse hepimizin ruhunu alıp bir kalıba koyup tek tip olmamızı istiyor.

Belirlenen renkler giyilmeli, belirlenen takılar takılmalı, belirlenen sporlar yapılmalı, kitaplar okunmalı, müzikler dinlenmeli, dersler alınmalı, gezilere gidilmeli ama hepsi belirlenen çerçevede olmalı. Çizgilerin dışına da çıkamazsınız, çizgiye de basamazsınız. Çizgilere takılır olur da düşerseniz yanarsınız. Yanarsanız oyunun dışında kalırsınız.

Evet, evet, bu bir oyun. Hem de kallavi kuralları olan ama asla metne dökülmeyen, herkesin riayet ettiği, kanun bellediği bir oyun. Günaydınlarımız, merhabalarımız, selamlarımız bile kalıplara bağlı. Etrafınıza bir bakın… Evinizdeki eşyalarınıza, kıyafetlerinize… Hepsi bir yerlerden kopup geldi girdi hayatınıza üstelik hepsinin verdiği enerji sizin bütün kişiliğinizi etkiliyor ve belki siz bunun bile farkında değilsiniz. Güzeldi aldım. Peki, size ait nasıl bir iz var bunlarda?

İz demişken, hayatınızda kimlerin, nelerin izi olmalı hiç düşündünüz mü? Liseli arkadaşlarıma sorsam cevaplarının K-pop karakterlerinin olmasından, bir sonraki kuşaktaki arkadaşlarımın ise influencerlerdan dem vurmasından korkuyorum. O yüzden bu soruyu cevabınızı kendinize vermeniz ümidiyle soruyorum sadece, hayatınızdaki izler kime ait olmalı?

Annelik kalıplara girmiş durumda. Çocuğunuzu bebek spasına götürmezseniz puanlamada aşağı sıralarda kalıyorsunuz. Öğrencilik kalıplara girmiş durumda. Öğretmeninizin istediği seviyeye ulaşamaz, kendinizi onun dili ve üslubu ile tanıtamazsanız başarı dereceniz düşüyor. Babalık kalıplara girmiş durumda. Evladınıza moda olan şeyleri almaya yetişemiyor üzerine bir de gereksiz buluyorsanız babalığınız sorgulanmadan veto yiyor aileniz tarafından. Ve benim için en acı olan kalıp ise Müminliğimiz. Kalıpların içinde kalmış, kurumuş, şekli bozuk, özünü göremediğimiz asıl şahsiyetimiz.

Binlerce fikrin içinde kaldık. “Müminiz” dedik “inanıyoruz” dedik sadece. Kime göre neye göre’yi sorgulamadan kim din adına ne anlatıyorsa düştük peşine. Onların kalıpları hazırdı, bizimse saf inancımız vardı sadece. Zırhlarımızı çekemedik haliyle. Girdik kalıplara. Birden eşarplarımızın renkleri, takkemizin deseni, namazımızın şekli, tövbe etmemizin biçimi, kalıplara girdi. Fark etmedik bile. Tamam dedik sorgulamadık. Sonuçta sevaptı ve bize lazım olan tek şey cennete bizi götürecek ücreti ödemekti. Sahiden böyle miydi?

Bir âdemoğlu çıkıyor “Peşimden gelin” diyor. Biz de gidiyoruz. Tek yürümekten korkuyoruz; çünkü bilmiyoruz. Yolların sapa oluşundan, hangi yöne döneceğimizden bihaberiz. Belki de farkında olduğumuz tek şey, yolun uzunluğu ve sonunun nasıl biteceğini bilmeyişimiz. Oysa Bakara Suresi’nin çok da ilerisinde olmayan, hemen başında olan, 2. ayeti bize göz kırpıyor:

“Bu kitap, hiç şüphe yok, sakınanlar için bir rehberdir.”

Rehberin kelime anlamına bakmamıza gerek yok sanırım. Hepimiz okullardaki rehberlik servislerinin asıl amacının ergenliğin bunalımlı zamanlarında yol göstermek olduğunu bilir. (Ama onlar sadece ders programı hazırlar.)

İşte bizim inancımızın yol göstericisi de Kur’an-ı Hâkimdir. Rehberi, aydınlık yolu, aydını… Aydın demişken çok sevdiğim Beyaz Zambaklar Ülkesinde’de aydınlardan ve onların amiyane tabirle çakmalarından şöyle bahsedilir;

“…Onlar aydın değiller. Onlar, aydınların taklitleridir. Kıymetli ağaçlardan yapılmış mobilyalar vardır. Siyah, kırmızı palmiye ağacından. Bir de siyah, kırmızı ağaç taklidi mobilyalar vardır. Meşe ağacı taklidi, ceviz taklidi…

Onlar meşe ağacına benziyor, ama meşe ağacı değil, meşe benzeridir. Palmiye ağacına benziyor ama değiller, palmiye taklitleridir.”

İşte bizim kalıpçılar tam da böyle. Kur’an’a benziyorlar ama değiller, hüküm verdiklerini sanıyorlar ama hükmün sahibi değiller.

Mümin olmak İslam’ı hayatına dâhil etmek değil hayatını İslamlaştırmaktır. Bu ise ancak Kur’an’ın ışığı ve yol göstericiliği ile mümkündür. Düşünün, düşüncelerinize kimse pranga bağlayamaz. Sizin hayatınızda Allah’ın izi mi var yoksa meşe mobilyalarının mı?

Cevaplar yine sizde kalsın. Bana lazım olan bu yazıyı okuduktan sonra, okuyan kişinin ayağa kalkması ve “Hadi canım, sahiden böyle…” demesi ve yola kalıplarını kırarak, Allah’ın onu dünyaya yolladığı gibi tek, hür, sevgiyle ve mümince devam etmesi. Bir çiçeğin tek yaprağına binlerce renk sığıyor, bir ormanda milyonlarca endemik bitki, uzay sahralarında milyarlarca galaksi, vücudumuzda trilyonlarca hücre barınıyor. Hepsi birbirinden farklı. Hepsi öze dönük ve amaca yönelik. Birbirine benzeseler de ruhları kalıpsız.

Yokluklarla bilinmeyenlerle, kendini kalıplaşmalara adamış gruplarla, çağın getirdiği moda akımlarıyla, sosyal medya üstatlarıyla uğraşmak yerine gelin hepimiz Kur’an’a dönelim. Özümüze, ta derinimize… Pembe giymek istediğimiz gün pembe giyelim, gülmek istediğimiz zaman gülelim, konuşmak, yazmak istediğimiz zaman içimizden ne geliyorsa Kur’an’ın oluşturduğu çerçevede kendimize çizdiğimiz tatlı yolda özgürce yapalım. Durmak istediğimizde duralım, koşmak istediğimizde koşalım. Gelin içimizdeki, zihnimizdeki her kim olursa olsun, el-âlem olan bu putu İbrahim peygamber gibi kıralım.

Ya şimdi biz kıracağız bu putu ya da beklediği vakit gelince o bizi.

Diyeceğim yine siz bilirsiniz a canlarım.

Kübra ERKAN

Yazmaktan, paylaşmaktan, sevgiyle yol almaktan mutluluk duyan biri...

10 thoughts on “Aydınlık Meşeler/Kalıpsız Kalıplar

  • Avatar
    22 Ocak 2021 tarihinde, saat 14:44
    Permalink

    Sevgili Kübra ınstagramdan da seni takip ediyorum..etkinlik vakfı adına yaptıklarını da..eline kalemine yüreğine sağlık..yine çok beğendim, yaptığın her iş gibi…

    Yanıtla
  • Avatar
    22 Ocak 2021 tarihinde, saat 15:00
    Permalink

    Canım kardeşim ne güzel günümüz hayatını… Senin o güzel dilin gülüşün pozitifliğin herkese ilaç…
    Her yazını okudukça hayata bakış açım daha da farklılaşıyor. Sen yoksullara nefes çaresizlere umut oldukça daha da seviliyorsun.
    Ben seni sen olduğun için çok seviyorum. İyiki hayatımızdasın iyiki canparemin eşi iyiki bal kuzunun annesi iyiki gelinimizsin…
    Allah yolunu açık etsin kardeşim canım…

    Yanıtla
  • Avatar
    22 Ocak 2021 tarihinde, saat 15:06
    Permalink

    İçimizi ısıttı, emeğinize fikrinize sağlık

    Yanıtla
  • Avatar
    22 Ocak 2021 tarihinde, saat 17:46
    Permalink

    Emeğine , kalemine sağlık güzel kızçe. Rabbim bizleri her daim, yolunda olanlardan arayanlardan eylesin

    Yanıtla
  • Avatar
    22 Ocak 2021 tarihinde, saat 17:56
    Permalink

    Özellikle “Onların kalıpları hazırdı, bizimse saf inancımız vardı sadece. Zırhlarımızı çekemedik haliyle. Girdik kalıplara.” çok etkiledi beni. Ruhunuza, kaleminize sağlık.

    Yanıtla
  • Avatar
    22 Ocak 2021 tarihinde, saat 18:09
    Permalink

    Sevgili Evladiyelik
    Ben bu ismi tercih ediyorum zira kendiniz ve fikirleriniz benim için evladiyelik. Bu yazınızda tam öyle olmuş ömürlük… Dilerim aydınlığınız nice karanlıkta kalmışları aydınlatsın. Güzel yüreğinize sağlık.

    Yanıtla
  • Avatar
    22 Ocak 2021 tarihinde, saat 18:19
    Permalink

    Yazıların hepimize şifa olsun canımmm ablam. Yine çok güzel özetlemişsin her şeyi… Eline, emeğine sağlık. Çook seviyorum seni

    Yanıtla
  • Avatar
    22 Ocak 2021 tarihinde, saat 19:12
    Permalink

    Sevgili Kübra hanım öyle güzel özetlemişsinizki çevremizdeki farkında olmadığımız putları…

    Yanıtla
  • Avatar
    22 Ocak 2021 tarihinde, saat 20:15
    Permalink

    Şaşırtmayan bir yazı… Müthiş gözlemlerle ortaya çıktığı besbelli….bir nevi de malumun ilanı… Eline emeğine sağlık sevgili Kübra… Başarıların daim olsun…

    Yanıtla
  • Avatar
    23 Ocak 2021 tarihinde, saat 10:33
    Permalink

    Okuyanı adeta içine alan, çarpıcı ve nasıl da her şeyi gün gibi ortaya koyan bir yazı olmuş, canım arkadaşım kalemine, emeğine sağlık.. Yine söylenmesi gereken ne varsa açıkça dile getirmişsin. Rabbim hepimize bu farkındalıkları görebilmeyi nasip etsin ☺️

    Yanıtla

Yorum yap